Fotoğraf: Emma Harper / Unsplash
Terapi sürecindeki kişiler bazen beklenmedik bir şeyle karşılaşır: terapistlerine karşı, gerçekte tanımadıkları bu kişiye karşı, güçlü duygular hissetmeye başlarlar. Bu kimi zaman güven ve yakınlıktır, kimi zaman öfke, kıskançlık, hayal kırıklığı ya da onaylanma ihtiyacıdır. Kişi çoğu zaman bunu tuhaf bulur: bu insanı tanımıyorum, neden bu kadar yoğun bir şey hissediyorum? Bu deneyimin psikanalizde bir adı vardır: aktarım, ya da Fransızca ve İngilizcedeki kullanımıyla transferans.
Aktarım, geçmişteki önemli kişilere, çoğu zaman erken yaşamdaki figürlere yönelik duygu, beklenti ve örüntülerin, bugünkü bir ilişkiye taşınmasıdır. Terapi odasında bu özellikle belirgin hale gelir; ama yalnızca orada olan bir şey değildir. Aktarım gündelik ilişkilerde de sürekli işler.
Freud Aktarımı Nasıl Keşfetti?
Freud, aktarımı başta tedavinin önünde bir engel sandı; hastalar, çözmeye çalıştıkları meseleyi konuşmak yerine terapiste yönelik duygularla meşgul oluyordu. Ama zamanla bunun bir engel değil, çalışmanın asıl malzemesi olduğunu gördü. 1912 tarihli metninde aktarımı tanımlar: hasta, geçmiş ilişkilerinden kalan kalıpları farkında olmadan analiste yöneltir; analist, bu kalıpların yöneldiği bir tür ekran haline gelir [1]. Aktarım, böylece, geçmişin bugünde yeniden sahnelenmesidir.
Freud bunu bir başka kavramla birleştirir: hatırlanamayan şey hatırlanmak yerine eyleme dökülür, yani tekrar edilir [2]. Aktarım da bir tür tekrardır; kişi geçmiş bir ilişkinin örüntüsünü hatırlayıp anlatmak yerine, onu terapötik ilişkide yeniden yaşar. Tam da bu yüzden değerlidir: geçmiş, anlatılan bir öykü olarak değil, canlı bir biçimde, odanın içinde belirir ve böylece üzerinde çalışılabilir hale gelir.
Aktarım Yalnızca Terapide mi Olur?
Hayır. Terapi aktarımı görünür kıldığı bir alandır, ama aktarımın kendisi her ilişkide işler. Yeni tanıştığımız birine, onun gerçekte kim olduğundan bağımsız olarak, eski bir figürün yerini verebiliriz; ona o figüre duyduğumuz beklentiyle yaklaşır, o beklentiyi doğrulayan davranışları seçici biçimde fark ederiz. Sosyal-bilişsel araştırmalar bu olguyu deneysel olarak da göstermiştir: kişi, geçmişteki önemli bir figüre benzeyen yeni biriyle karşılaştığında, o figüre ilişkin beklenti, duygu ve hatta yüz ifadelerini yeni kişiye taşır [3]. Yani aktarım yalnızca kuramsal bir kavram değil, ölçülebilir bir olgudur.
Bu, daha önce tekrarlayan örüntüler üzerine yazıda ele aldığımız temaya bağlanır: neden hep aynı tür insanlara çekildiğimiz, neden belli ilişkilerde aynı duvara çarptığımız sorusunun bir yanıtı da aktarımdır. Çoğu zaman bugünkü kişiye, aslında ona ait olmayan bir geçmişin duygularını yöneltiriz.
Aktarım Bir Hata Değil, Bir Kapıdır
Psikanalitik çalışmada aktarım bastırılması ya da düzeltilmesi gereken bir yanlış olarak görülmez. Tersine, terapötik çalışmanın en değerli araçlarından biridir; çünkü kişinin ilişki kurma biçimini, beklentilerini ve korkularını canlı haliyle gözler önüne serer. Terapiste yönelen bir öfke ya da bir onaylanma ihtiyacı, çoğu zaman çok daha eski bir ilişkinin izini taşır; bu izi terapötik ilişkinin güvenli ortamında fark etmek, onun başka ilişkilerde nasıl tekrar ettiğini anlamayı mümkün kılar.
Burada terapötik ilişkinin niteliği belirleyici hale gelir. Psikoterapi araştırmaları, terapinin etkililiğinde terapötik ittifakın, yani danışan ile terapist arasındaki işbirliği ve bağın merkezi rol oynadığını tutarlı biçimde gösterir [4]. Dinamik psikoterapide aktarımın doğrudan ele alınmasının, uygun koşullarda kalıcı yarar sağlayabildiğini gösteren çalışmalar da vardır [5]. Yani aktarım üzerinde çalışmak soyut bir uğraş değil, sürecin işleyen bir parçasıdır.
Terapiste Âşık Olmak ya da Ona Öfkelenmek
Aktarımın en çok şaşırtan biçimlerinden biri, kişinin terapistine karşı romantik ya da yoğun duygular geliştirmesidir. Bu çoğu zaman utanç ve kafa karışıklığı yaratır. Oysa psikanalitik çerçevede bu duygular bir tuhaflık değil, anlaşılmayı bekleyen bir malzemedir. Soru “bu duygu uygun mu, yanlış mı” değil, “bu duygu kime ait, neyi tekrar ediyor”dur. Aynı şey öfke için de geçerlidir; terapiste yönelen bir kızgınlık, çoğu zaman söze hiç dökülememiş çok daha eski bir kızgınlığın bugüne taşınmış halidir. İyi yürüyen bir süreçte bu duygular bastırılmaz; anlaşılır ve böylece dönüştürülebilir hale gelir.
Karşı-Aktarım: Terapist Ne Hisseder?
Aktarım tek yönlü değildir. Terapist de danışana karşı duygular hisseder; bu duygulara karşı-aktarım denir. Bir zamanlar bunlar terapistin çözülmemiş meselelerinin bir kusuru sayıldı; bugün ise dikkatle ele alındığında değerli bir bilgi kaynağı olarak görülür. Çünkü terapistin danışanla birlikteyken hissettiği şey, çoğu zaman o danışanın başkalarında uyandırdığı duyguya dair bir ipucu taşır. Sürekli kurtarılmak isteyen bir danışan terapistte bir kurtarma dürtüsü uyandırabilir; sürekli uzak duran biri, terapistte de bir mesafe hissi yaratabilir.
İyi eğitimli bir terapistin işi bu duyguları danışana boşaltmak değil, onları bir veri olarak kullanmaktır: “bu kişi bende neden bu duyguyu uyandırıyor, bu onun ilişkilerinde tekrar eden bir şeyin işareti olabilir mi?” Bu yüzden terapötik çerçeve, terapistin ölçülü ve düşünen bir konumda kalmasını gerektirir. Terapistin görece nötr kalması bir soğukluk değil, danışanın kendi örüntülerinin üzerine yansıyabileceği bir alan açma çabasıdır.
Sürece Dair
Aktarım, psikoterapinin nasıl işlediğini anlamanın anahtarlarından biridir. Terapötik ilişki, geçmişin örüntülerinin güvenli bir ortamda yeniden belirip üzerinde çalışılabildiği bir alandır. Bu sürecin nasıl başladığını psikoterapiye başlamak yazısında, ilk görüşmenin nasıl geçtiğini ise ayrı bir yazıda anlattım. Terapide hissedilen yoğun duygular süreci bozan değil, çoğu zaman onu ilerleten şeydir.
Sık Sorulan Sorular
Aktarım (transferans) nedir?
Aktarım, geçmişteki önemli kişilere, çoğu zaman erken yaşamdaki figürlere yönelik duygu, beklenti ve örüntülerin bugünkü bir ilişkiye taşınmasıdır. Terapi odasında özellikle belirgin hale gelir; kişi terapistine, onun gerçek kimliğinden bağımsız olarak, eski bir ilişkinin duygularını yöneltebilir. Psikanalizde bu bir engel değil, çalışmanın değerli bir malzemesidir.
Terapistime karşı hislerim normal mi?
Evet. Terapi sürecinde terapiste karşı güven, yakınlık, öfke, kıskançlık ya da onaylanma ihtiyacı gibi yoğun duygular hissetmek yaygındır ve aktarımın bir parçasıdır. Bu duygular bir tuhaflık ya da yanlış değil, çoğu zaman çok daha eski bir ilişkinin izini taşıyan, anlaşılmayı bekleyen bir malzemedir.
Aktarım yalnızca terapide mi olur?
Hayır. Terapi aktarımı görünür kılan bir alandır, ama aktarım her ilişkide işler. Yeni tanıştığımız birine geçmişteki bir figürün yerini verebilir, ona o figüre duyduğumuz beklentiyle yaklaşabiliriz. Sosyal-bilişsel araştırmalar bu olguyu deneysel olarak da göstermiştir; bu yüzden aktarım yalnızca kuramsal değil, ölçülebilir bir olgudur.
Aktarım terapiye zarar verir mi?
Psikanalitik çalışmada aktarım bastırılması gereken bir hata değil, en değerli araçlardan biridir. Kişinin ilişki kurma biçimini, beklentilerini ve korkularını canlı haliyle gösterir. Bu duyguların güvenli bir ortamda anlaşılması, onların başka ilişkilerde nasıl tekrar ettiğini fark etmeyi ve dönüştürmeyi mümkün kılar.
Kaynakça
- Freud, S. (1912). Aktarımın Dinamiği Üzerine. [İng.: The Dynamics of Transference, Standard Edition, C. XII, s. 97-108]
- Freud, S. (1914). Hatırlama, Tekrarlama ve Derinlemesine Çalışma. [İng.: Remembering, Repeating and Working-Through, Standard Edition, C. XII, s. 145-156]
- Andersen, S. M., Reznik, I. & Manzella, L. M. (1996). Eliciting facial affect, motivation, and expectancies in transference: Significant-other representations in social relations. Journal of Personality and Social Psychology, 71(6), 1108-1129. doi.org/10.1037/0022-3514.71.6.1108
- Flückiger, C., Del Re, A. C., Wampold, B. E. & Horvath, A. O. (2018). The alliance in adult psychotherapy: A meta-analytic synthesis. Psychotherapy, 55(4), 316-340. doi.org/10.1037/pst0000172
- Høglend, P., Bøgwald, K.-P., Amlo, S. ve ark. (2008). Transference interpretations in dynamic psychotherapy: Do they really yield sustained effects? American Journal of Psychiatry, 165(6), 763-771. doi.org/10.1176/appi.ajp.2008.07061028
Okuma önerisi: Jacques Lacan, The Four Fundamental Concepts of Psychoanalysis (Seminar XI) (çev. A. Sheridan, W. W. Norton): aktarım ve bilinçdışı üzerine.
Psikoterapi süreci hakkında:
Psikoterapiye başlamak: kimler için, ne zaman?
Neden hep aynı tip ilişkileri yaşıyoruz?
İlk görüşme nasıl geçer?
