İlk Görüşme Nasıl Geçer?

Bir psikologla ilk kez konuşacaksanız — ister yüz yüze, ister online — kafanızda büyük ihtimalle bir dizi soru vardır. “Ne soracak?”, “Ne anlatmalıyım?”, “Anket gibi bir şey mi olacak?”, “Hemen bir şey yapacak mı?”

Bu soruların hepsi yerli yerinde. Çoğumuz terapi odasını filmlerden biliyoruz — divan, susan analist, uzak bakışlar. Gerçek ise çok daha sıradan ve çok daha insani. Bu yazıda ilk görüşmenin nasıl geçtiğini kendi pratiğim üzerinden anlatıyorum.

Çalışma yaklaşımım varoluşçu psikanalitik. Başka yaklaşımlarla çalışan meslektaşlarımın ilk görüşmesi farklı seyredebilir — özellikle bilişsel-davranışçı terapilerde yapılandırılmış bir değerlendirme seansı olabilir.

İlk Dakikalar

Kapıdan girdiğinizde — ya da online seansta kameralar açıldığında — işin ilk kısmı çok sıradandır. Nasıl olduğunuzu sorarım. Nereden geldiğinizi, yolda sıkıntı olup olmadığını. Beş dakika bu yüzeyde kalabilir; amaç alan açmak.

Bazı danışanlar oturur oturmaz başlar anlatmaya. Bazıları birkaç dakika sessiz kalır. İkisi de doğru. Sessizliğe benim tarafımdan tedirgin bir doldurma gelmez — alan size aittir.

Masa üzerinde kağıt, kalem, anket yok. Notlarımı kendim tutarım (genelde seans sonrasında), önünüzde yazmam.

“Nereden Başlayayım?” Sorusuna Cevap

Belki de en sık sorulan soru budur. Cevap basit: Nereden isterseniz.

Bu bir kaçış cümlesi değil. Gerçek şu ki, nereden başlamayı seçtiğiniz de anlamlıdır. Biri çocukluğunu anlatmaya başlar, biri bu haftaki kavgayı, biri “bir şey yok aslında ama…” diye açar. Hepsi konuşur.

Ama yine de bir yol göstergeniz olsun istersek, çoğunlukla şunları birlikte gezinirim:

  • Neden şimdi? Bu dönemde, bu ay, neden psikologla konuşmak fikri aklınıza geldi?
  • Ne sizi zorluyor? Şu an en çok enerjinizi alan şey nedir?
  • Daha önce bir terapi deneyiminiz oldu mu? Olduysa nasıldı, işe yaradı mı, neden bitti?
  • Nasıl bir yardım arıyorsunuz? Konuşacak biri mi, belirli bir konuda çalışmak mı, henüz emin değil misiniz?

Bunlar bir anket değil — birlikte dönüşüp açılan başlıklardır.

Ben Ne Yapıyorum?

Bu sorunun cevabı “seni dinlerim” ile başlar ama orada bitmez.

Dinlemek: Söylediğinizin içeriğini, ama aynı zamanda nasıl söylediğinizi. Hangi kelimelerin çevresinde dolaştığınızı. Hangi anlarda sözün kesildiğini, hangi anlarda hızlandığını. Psikanalitik dinleme budur — yalnızca öykünün ne olduğu değil, öykünün dili.

Arada sorular: “Bunu söylerken bir şey geldi mi aklınıza?”, “Sizin için bu ne anlama geliyor?”, “Hep böyle mi olur, yoksa bu kez farklı mı?” Bu sorular yönlendirici değildir; daha çok sizi söylediğinizin yanında durmaya davet eder.

Yorum yapmak, tanı koymak değil: İlk seansta “siz depresyondasınız” ya da “bu bir anksiyete bozukluğu” demem. Tanı kategorileri psikanalitik çalışmanın merkezinde değildir; çünkü önemli olan kategorinin adı değil, kategorinin altında sizin özelinizde nasıl bir öykü yattığıdır.

İlk Seansta Ağlayabilir miyim?

Evet. Çoğu danışanın ilk seansta en çok kaygılandığı konu bu: “Ya ağlarsam?”

Ağlamak terapinin başarısızlığı değil; çoğu zaman o anın tam olarak gerekeni yapmasıdır. Uzun süredir söylenmemiş bir şey vücutta birikmiştir ve güvenli bir zeminde çözülür. Ağlamak için mendil elinizin altında olur; bir şey olmamış gibi davranmaya gerek yoktur.

Aynı şey öfke, sessizlik ya da ne hissettiğinizi bilmeme hali için de geçerli. Hiçbirinden kaçınmaya, gizlemeye ya da “iyi görünmeye” çalışmaya gerek yok.

Ne Kadar Konuşmalıyım?

Belirli bir kelime sayısı yok. Kimisi ilk seansta çok konuşur (uzun süre biriken söz boşalır), kimisi az (henüz güven inşa ediliyor). İkisi de bilgi verir.

Bir şeyin söylenmesi zorlu geliyorsa söylememe hakkınız da var. “Bunu şimdi konuşmak istemiyorum” dediğinizde ısrar etmem. O söze dönülecekse, zaman içinde kendiliğinden döner.

Söylemek için kelimeleri doğru seçmeye de gerek yok. Ne gelirse. Dilinizin sürçmesi, cümlenizin yarıda kalması, “nasıl desem…” diye takılmanız — hepsi dinlenecek bir dil. Mükemmel anlatmaya çalışmak, aksine, terapiyi zorlaştırır.

Ne Hakkında Konuşulmaz?

Çok az şey aslında. Ama bilgi olsun:

  • Yasadışı eylemler ve çocuğa/kendiye yönelik aktif zarar riski: terapi gizliliği kapsamında değildir. Bu tür bir içerik geldiğinde birlikte değerlendirilir, gerekli yönlendirmeler yapılır.
  • İkili ilişkiler: örneğin terapiste özel arkadaşlık teklifi, seans dışı buluşma gibi şeyler etik olarak mümkün değildir.

Bunun dışında her şey — utanç verici gelen, önemsiz sandığınız, başkasına hiç anlatmadığınız şeyler dahil — söylenebilir. Çoğu zaman “hiç önemli değil aslında” diye başlayan şey, en çok şey söyleyendir.

İlk Seansın Sonunda Ne Olur?

Son 5-10 dakikada genellikle şu sorulara dönerim:

  • Size uygun geldi mi? Bu odada, bu sesle, bu çalışma biçimiyle devam etmek ister misiniz?
  • Pratik çerçeve: hangi sıklıkla, hangi gün-saat, yüz yüze mi online mı?
  • Süreç beklentisi: beklenti yönetimi — psikanalitik çalışma hızlı çözüm sunmaz, bu açıkça konuşulur.

Karar vermeniz gerekmez. Birkaç gün düşünüp dönmeniz en sağlıklı olanıdır. Ben de aynı şekilde, size uygun bir çerçeve sunabileceğime dair düşünürüm. Eğer biri ya da her ikimiz için başka bir meslektaşla çalışmak daha uygunsa, bunu açıkça konuşur ve yönlendirme yaparım.

Peki Ya Sonrasında?

Karar verdiyseniz devam etmeye, ikinci seans genellikle bir haftada bir, sabit gün-saatle olur. Haftalık ritim çok önemli — çünkü psikanalitik çalışma sürekliliği olan bir süreçtir; ayda bir seans bir süreç yaratmaz, yalnızca tekrarlayan konuşmalar yaratır.

İkinci seanstan itibaren artık “ilk görüşme” havası kalkar. Konuşmanın akışı doğal olarak biçimlenir; bazen rüyalarınızı anlatırsınız, bazen o haftayı, bazen geçen seansta aklınıza gelen bir şeyi. Yolu çıkan çizmez.

Bir psikologla ilk görüşmeye gelmek, çoğu zaman o görüşmeye kadar olan yoldan daha zordur. Karar vermek, randevu almak, kapıdan girmek — bunları yapmış olmak bile bir iştir. Gerisi konuşurken açılır.

Bir psikologla konuşmayı düşünüyorsanız, randevu almak için WhatsApp en hızlı yol.

WhatsApp: 0539 630 16 11 Bursa Psikolog Sayfası

Similar Posts