Neden Hep Aynı Tip İlişkileri Yaşıyoruz?

Pencereye bakan iki boş sandalye

Klinikte sık dile getirilen gözlemlerden biri şudur: kişi değişir ama hikaye değişmez. Partnerler farklıdır, isimler farklıdır, koşullar farklıdır; ama belli bir noktadan sonra aynı çıkmaz, aynı kavga, aynı hayal kırıklığı yeniden belirir. Mesafeli birine bağlanıp yakınlık isteyen; ilgili birini sıkıcı bulup ulaşılmaz olana çekilen; her ilişkide önce kurtarıcı sonra mağdur konumuna düşen kişi, bir süre sonra aynı soruyu sorar: neden hep aynı tip insanları seçiyorum?

Bu soru genellikle bir şanssızlık ya da kötü seçim sorunu olarak yaşanır. Psikanalitik bakış farklı bir yere işaret eder: tekrarlayan örüntü tesadüf değildir ve çoğu zaman bilinçli bir seçimin değil, bilinçdışı bir mantığın ürünüdür. Bilinçdışı üzerine yazıda bu mantığın genel çerçevesini ele almıştık; burada onun en görünür alanlarından birine, ilişkilere bakacağız.

İçindekiler

Tekrar Bir Tesadüf Değildir

Freud, teknik üzerine en önemli metinlerinden birinde tekrarın merkezi bir gözlemini yapar: kişi, bastırdığı ve hatırlamadığı şeyi eyleme döker; onu anı olarak değil, eylem olarak yeniden üretir ve tekrarladığını bilmeden tekrarlar [1]. İlişki örüntüleri bu tarifin en açık örneklerinden biridir. Geçmişin çözülmemiş bir ilişkisi, bir çatışması ya da bir yokluğu, hatırlanıp konuşulamadığı için bugünün ilişkisinde yeniden sahnelenir. Burada amaç acı çekmek değildir; ama sonuç çoğu zaman acıdır.

Bu yüzden tekrarlayan örüntü, bir karakter zaafı ya da irade eksikliği olarak okunmaz. O, hatırlanamayan bir şeyin kendini gösterme biçimidir. Geçmişi unutamamak üzerine yazıda ele aldığımız gibi, söze dökülemeyen içerik kaybolmaz; başka bir yerde, çoğu zaman ilişkilerde, yeniden ortaya çıkar. Aynı tip insanı seçmek, bu anlamda, kapanmamış bir meselenin tekrar tekrar masaya gelmesidir.

Gerçekten Biz mi Seçiyoruz?

Gündelik dilde partner seçiminden söz ederiz; sanki önümüzde bir liste vardır ve özgürce işaretleriz. Psikanaliz bu seçimin göründüğü kadar özgür olmadığını öne sürer. Lacan’ın sık anılan formülü, arzunun Öteki’nin arzusu olduğunu söyler; buradaki Öteki belli bir kişi değil, öznenin içine doğduğu dil ve simgesel düzendir. Yani neyi ve kimi arzuladığımız, bizden önce dolaşımda olan sözler, adlandırmalar ve beklentiler aracılığıyla biçimlenmiştir [2]. Kime çekildiğimiz, kiminle kendimizi tanıdık bir gerilimde bulduğumuz, çoğu zaman bilinçli tercihlerimizin değil, bu erken biçimlenmenin sonucudur.

Bunun klinik karşılığı aktarımdır. Aktarım, geçmişteki önemli kişilere yönelik duygu ve beklentilerin bugünkü bir ilişkiye taşınmasıdır; terapi odasında olduğu kadar gündelik ilişkilerde de işler. Yeni tanıştığımız birine, onun gerçekte kim olduğundan bağımsız olarak, eski bir figürün yerini verebiliriz; ona o figüre duyduğumuz beklentiyle yaklaşır, o beklentiyi doğrulayan davranışları seçici biçimde fark ederiz. Böylece partner değişse bile ilişkinin dokusu tekrar eder.

Erken İlişkiler ve İlişki Şablonları

Psikanalitik dışındaki araştırma alanları da benzer bir sonuca ulaşır. Bağlanma kuramı, erken bakım ilişkilerinde oluşan örüntülerin yetişkin romantik ilişkilerine taşındığını gösterir. Hazan ve Shaver’ın çalışması, romantik sevgiyi bir bağlanma süreci olarak kavramsallaştırır ve çocukluktaki bağlanma stillerinin yetişkin ilişki örüntülerinde yankılandığını ortaya koyar [3]. Güvenli, kaygılı ve kaçıngan örüntüler, kişinin farklı partnerlerle benzer ilişki dinamiklerini yeniden kurmasına zemin hazırlar.

Aktarımın deneysel olarak da gösterilebildiğini eklemek gerekir. Andersen ve arkadaşlarının sosyal-bilişsel çalışmaları, kişinin geçmişteki önemli bir figüre benzeyen yeni biriyle karşılaştığında, o figüre ilişkin beklenti, duygu ve hatta yüz ifadelerini yeni kişiye taşıdığını göstermiştir [4]. Yani aktarım yalnızca kuramsal bir kavram değil, ölçülebilir bir olgudur. Bu bulgular psikanalizin tekrar gözlemiyle, farklı bir dilden de olsa, örtüşür.

Örüntü Nasıl Değişir?

Bu örüntülerin farkına varmak, onları tek başına değiştirmeye yetmez. Çoğu kişi zaten bir örüntüsü olduğunu fark eder; aynı sözleri kurar, aynı yere geldiğini görür, bir sonraki sefere değişeceğine söz verir. Ama içgörü, kendi başına dönüşüm üretmez. Freud bunun nedenini gösterir: direncin yalnızca tanınması değil, üzerinde zamanla çalışılması gerekir; buna derinlemesine çalışma denir [1]. Örüntü, bir bilgi olarak değil, ilişki içinde yeniden yaşanıp anlaşıldığında gevşemeye başlar.

Psikanalitik çalışmada bu örüntü doğrudan terapötik ilişkinin içinde de belirir; kişi, dışarıdaki ilişkilerde kurduğu dinamiği bir ölçüde terapistiyle de kurar. Bu tekrar bir engel değil, çalışmanın asıl malzemesidir; çünkü örüntü ancak canlı haldeyken anlaşılabilir. Amaç, kişinin neyi tekrar ettiğini, bu tekrarın hangi eski meseleyi taşıdığını ve bu meseleyle başka türlü bir ilişki kurmanın mümkün olup olmadığını birlikte araştırmaktır. Bu süreç irade meselesi değildir; bir anlama ve dönüşme sürecidir.

Psikanalitik açıdan ilke şudur: aynı tip ilişkileri seçmek bir kader değil, henüz okunmamış bir metindir. Tekrar eden şey, anlaşıldığında zorunlu olmaktan çıkar.

Sıkça Sorulan Sorular

Neden hep aynı tip insanlara aşık oluyorum?

Psikanalitik bakışa göre partner seçimi göründüğü kadar özgür değildir; kime çekildiğimiz, erken ilişkilerde biçimlenen bilinçdışı bir mantık tarafından şekillenir. Aynı tip insana yönelmek çoğu zaman kapanmamış bir meselenin tekrarıdır. Bu bir şanssızlık değil, hatırlanamayan bir şeyin ilişkide yeniden sahnelenmesidir.

İlişki örüntülerini fark etmek değiştirmeye yeter mi?

Genellikle yetmez. Çoğu kişi örüntüsünün farkındadır ama yine de tekrar eder; çünkü içgörü tek başına dönüşüm üretmez. Psikanalizde buna direncin derinlemesine çalışılması denir: örüntü, bir bilgi olarak değil, ilişki içinde yeniden yaşanıp anlaşıldığında gevşemeye başlar.

Tekrarlayan ilişki örüntüsü bir hastalık mıdır?

Hayır. Tekrarlayan örüntü bir tanı değil, insanın ruhsal işleyişinin olağan bir özelliğidir; herkeste şu ya da bu biçimde bulunur. Önemli olan örüntünün kişinin hayatını ne ölçüde daralttığıdır. Aynı acının döngüsel biçimde tekrar etmesi ve kişinin bunu kendi başına kıramaması, üzerine çalışmaya değer bir işarettir.

Bu örüntüler terapiyle değişir mi?

Değişebilir. Psikanalitik çalışmada örüntü çoğu zaman terapötik ilişkinin içinde de belirir ve tam bu yüzden canlı haliyle anlaşılabilir. Kişinin neyi tekrar ettiği, bu tekrarın hangi eski meseleyi taşıdığı birlikte araştırılır. Amaç, tekrarı iradeyle bastırmak değil, onu anlaşılır kılarak zorunlu olmaktan çıkarmaktır.

Kaynakça

  1. Freud, S. (1914). Hatırlama, Tekrarlama ve Derinlemesine Çalışma. [İng.: Remembering, Repeating and Working-Through, Standard Edition, C. XII, s. 145-156]
  2. Lacan, J. (1966/2006). Écrits: The First Complete Edition in English (çev. B. Fink). W. W. Norton. [Arzunun Öteki’nin arzusu olduğu ve nesne seçiminin yapısı üzerine]
  3. Hazan, C. & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511-524. doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511
  4. Andersen, S. M., Reznik, I. & Manzella, L. M. (1996). Eliciting facial affect, motivation, and expectancies in transference: Significant-other representations in social relations. Journal of Personality and Social Psychology, 71(6), 1108-1129. doi.org/10.1037/0022-3514.71.6.1108

Similar Posts