Ormanda bir yol (Bob Jenkin / Unsplash)
Psikoterapiye başlamak çoğu zaman bir anda verilen bir karar değil, aylar bazen yıllar süren bir iç müzakerenin sonucudur. Gerçekten ihtiyacım var mı, kendi başıma halledemez miyim, ya işe yaramazsa gibi sorular, kapının önündeki bekleyişin tanıdık eşlikçileridir. Ve bekleyişin kendisi çoğu zaman bir yanıt değil, bir erteleme biçimidir; erteleme üzerine yazıda gördüğümüz yapı burada da iş başındadır: karar, hep gelmeyen bir hazır olma anına havale edilir.
Önce çerçeveyi netleştirelim. Psikoterapiye başlamak için bir tanı almış olmak, ağır bir sorun yaşıyor olmak gerekmez. Psikanalitik çalışma, semptomları hedef alan teknik bir müdahaleden çok, kişinin kendi iç dünyasıyla, henüz söze dökülmemiş deneyimleriyle ve tekrarlayan örüntüleriyle kurduğu yeni bir ilişki biçimidir. Bir sorun listesiyle gelmek şart değildir; bir merakla, bir sıkışmışlıkla, hatta adını koyamadığınız bir hisle gelmek yeterlidir.
İçindekiler
- Psikoterapi Kimler İçindir?
- Ne Zaman Başlamalı?
- Etkili Olduğunu Nereden Biliyoruz?
- İlk Adım Nasıl Atılır?
- Sıkça Sorulan Sorular
- Kaynakça
Psikoterapi Kimler İçindir?
Muayenehaneye gelenlerin bir kısmı belirgin bir yakınmayla gelir: uyku bozulmuştur, kaygı gündelik hayatı daraltmaya başlamıştır, bir kayıp bir türlü sindirilememektedir. Bir kısmı ise dışarıdan bakıldığında her şeyi yolunda görünenlerdendir; ama içeride bir şeyin tekrar ettiğini, aynı tür ilişkilere, aynı tür çıkmazlara dönüp durduklarını fark etmişlerdir. İki kapı da aynı odaya açılır. Psikanalitik çalışmada ölçüt tanı değil, kişinin kendi iç dünyasına dair sorusudur; soru varsa, çalışılacak şey de vardır.
Bu yüzden psikoterapi yalnızca bir şeyleri onarmak isteyenlerin değil, kendini tanımak isteyenlerin de alanıdır. Tekrarlayan örüntüleri fark etmek, ilişkilerde hep aynı duvara çarpmanın nedenini anlamak, kendi tarihiyle başka bir ilişki kurmak; bunlar bir hastalık gerektirmeyen, ama bir çalışma gerektiren işlerdir.
Ne Zaman Başlamalı?
Takvimde işaretli bir doğru an yoktur; ama düşündürücü işaretler vardır. Aynı örüntü (aynı tür partner, aynı tür kavga, aynı tür istifa) üçüncü, dördüncü kez tekrar ediyorsa, artık rastlantı sayılamaz. Duygular ya yönetilemeyecek kadar yoğunsa ya da tam tersine bir hissizlik yerleşmişse, ikisi de dinlenmeyi hak eder. Kayıp, ayrılık, taşınma, iş değişikliği gibi geçiş dönemleri eski yapıları sarsar ve çoğu zaman eski yaraları da uyandırır. Beden konuşmaya başlamışsa (uyku, mide, baş, nedeni bulunamayan yorgunluk), söze dökülemeyen bir şeyin başka bir dilde konuşuyor olması ihtimali akla gelmelidir. Ve nihayet, yakınlara anlatmak artık yetmiyorsa; aynı konuşmanın üçüncü tekrarında dostların sabrı değil, konuşmanın kendisi tükenmişse.
Bir de hazır olma meselesi var. Hazır hissetmeyi beklemek, başlamayı ertelemenin en saygın görünümlü biçimidir; oysa hazırlık, başlamadan önce tamamlanan bir şey değil, sürecin içinde oluşan bir şeydir. Kimse psikoterapiye hazır başlamaz; herkes başladığı yerden başlar. Krizi beklemek de gerekmez; çatı akarken de çağrılabilir usta, bulutlar toplanırken de.
Etkili Olduğunu Nereden Biliyoruz?
Psikanalitik ve psikodinamik yönelimli terapilerin etkililiğine dair kanıt, son yirmi yılda belirgin biçimde birikmiştir. Shedler’in Amerikan Psikoloji Derneği’nin dergisinde yayımlanan derlemesi, psikodinamik psikoterapinin etki büyüklüklerinin diğer kanıta dayalı yaklaşımlarla karşılaştırılabilir düzeyde olduğunu ortaya koyar [1]. Derlemenin belki daha çarpıcı bulgusu şudur: kazanımlar terapi bittikten sonra kaybolmamakta, tersine artmaya devam etmektedir [1]; sanki çalışma, kişide kendi kendine işlemeye devam eden bir şey bırakmaktadır. Uzun süreli psikodinamik terapi içinse JAMA’da yayımlanan meta-analiz, özellikle karmaşık ve süreğen güçlüklerde, daha kısa müdahalelere kıyasla anlamlı bir üstünlük bildirmiştir [2].
Şunu eklemek gerekir: hiçbir araştırma bulgusu tek tek kişiler adına konuşamaz; istatistik ortalamanın bilgisidir ve her terapi süreci kendi seyrini izler. Ama bu işin kanıtı var mı sorusunun yanıtı açıktır: vardır.
İlk Adım Nasıl Atılır?
İlk adım teknik olarak basit, duygusal olarak zordur: bir mesaj ya da bir telefon. Sonrasında olağanüstü bir şey olmaz; ilk görüşmede tanışırız, sizi buraya getiren şeyi konuşuruz, nasıl çalıştığımı anlatırım; bu görüşmenin nasıl geçtiğini merak edenler için ayrıntılı bir yazı var. İlk görüşme bir taahhüt değil, bir tanışmadır; devam edip etmeme kararı yine sizindir.
Devam kararı verilirse çalışmanın bir düzeni olur: çoğunlukla haftada bir, sabit bir gün ve saatte görüşülür. Bu düzen bir biçimsellik değildir; iç dünyanın açılabilmesi, güvenilir ve öngörülebilir bir çerçeve ister. Gerisi, deyim yerindeyse, iki kişilik bir dinleme işidir: sizin sözünüz, benim dinleyişim ve sözün içinde yavaş yavaş görünür hale gelen örüntüler.
Uzun sözün kısası: psikoterapiye başlamak için hazır olmak gerekmez; başlamak, hazırlığın ta kendisidir. İçinizden yıllardır geçirdiğiniz o konuşmayı sonunda bir odada, bir başkasının dinleyişinde yüksek sesle yapmak: başlamak dediğimiz şey bundan ibarettir.
Sıkça Sorulan Sorular
Psikoterapiye başlamak için tanı almış olmak gerekir mi?
Hayır. Psikanalitik çalışma için bir tanı ya da ağır bir belirti şart değildir; tekrarlayan örüntülerini anlamak, kendini daha derinden tanımak isteyen herkes başvurabilir. Belirgin bir yakınması olanlar için de süreç aynı kapıdan başlar: dinlemek ve anlamak.
Psikoterapi ne kadar sürer?
Dürüst yanıt şudur: kişiye ve soruya göre değişir. Kimi çalışmalar birkaç ay sürer, kimi daha uzun soluklu bir yolculuğa dönüşür. Psikanalitik çalışma açık uçludur; süreyi bir paket olarak önceden satmaz, sürecin kendi ihtiyacına göre birlikte şekillendirir. Düzen genellikle haftada bir seanstır.
Psikanalitik terapinin bilimsel kanıtı var mı?
Var. Psikodinamik psikoterapinin etki büyüklüklerinin diğer kanıta dayalı yaklaşımlarla karşılaştırılabilir olduğu ve kazanımların terapi bittikten sonra da sürdüğü hakemli derlemelerde gösterilmiştir; uzun süreli psikodinamik terapinin karmaşık güçlüklerdeki etkililiği JAMA’da yayımlanan bir meta-analizle ortaya konmuştur.
İlk seansta ne olur?
İlk görüşme bir tanışmadır: sizi getiren şey konuşulur, sorularınız yanıtlanır, çalışmanın çerçevesi anlatılır. Anket ya da test yoktur; hazırlanmanız gereken bir şey de yoktur. Ayrıntısı için sitedeki İlk Görüşme Nasıl Geçer yazısına bakabilirsiniz.
Kaynakça
- Shedler, J. (2010). The efficacy of psychodynamic psychotherapy. American Psychologist, 65(2), 98-109. doi.org/10.1037/a0018378
- Leichsenring, F. & Rabung, S. (2008). Effectiveness of long-term psychodynamic psychotherapy: A meta-analysis. JAMA, 300(13), 1551-1565. doi.org/10.1001/jama.300.13.1551
Psikoterapi süreci hakkında:
Bursa’da psikolog arayanlar için rehber
Bireysel psikoterapi nasıl işler?
İlk görüşme nasıl geçer?
