Savunma Mekanizmaları Nedir? Bilinçdışının Kendini Koruma Yolları

Buzlu, dokulu cam yüzeyi

Zihin, taşıyamayacağı kadar zorlayıcı bulduğu duygu, düşünce ve isteklerle başa çıkmak için bir dizi otomatik strateji geliştirir. Bu stratejilere savunma mekanizmaları denir. Adı yanıltıcı olabilir; bunlar bilinçli olarak seçtiğimiz taktikler değildir. Tersine, çoğu zaman farkında bile olmadan, bilinçdışı olarak işlerler. Amaçları kişiyi dayanılmaz bulduğu bir kaygıdan, suçluluktan ya da çatışmadan korumaktır.

Savunma mekanizmaları kendi başlarına bir hastalık değildir; herkeste bulunur ve günlük ruhsal dengenin sıradan bir parçasıdır. Onları sorun haline getiren, varlıkları değil, katılıkları ve aşırılıklarıdır. Esnek ve duruma uygun savunmalar kişiyi korurken, katı ve tek tip savunmalar gerçeklikle ilişkiyi daraltabilir. Bu yazı savunma mekanizmalarının ne olduğuna, başlıca türlerine ve psikanalitik açıdan nasıl işlediğine genel bir bakış sunar; bilinçdışı üzerine yazıda ele aldığımız çerçevenin doğal bir devamıdır.

İçindekiler

Kavram Nereden Geliyor?

Savunma kavramını ilk kez Freud kullandı; daha 1894’te, bazı ruhsal belirtilerin kişinin dayanılmaz bulduğu bir düşünceye karşı bir savunma çabasından doğduğunu öne sürdü [1]. Bu fikrin merkezinde bastırma yer alır: kabul edilemez bulunan bir istek ya da anının bilinçten uzak tutulması [2]. Bastırma, Freud’un deyimiyle, diğer bütün savunmaların temelidir; öteki mekanizmalar çoğu zaman onun yetersiz kaldığı yerde devreye girer.

Kavramı sistemli biçimde ele alan kişi ise Anna Freud oldu. 1936 tarihli çalışması, benin başvurduğu savunmaları tek tek tanımlayarak alanın klasik metni haline geldi [3]. Sonraki yıllarda savunma mekanizmaları yalnızca kuramsal bir kavram olmaktan çıkıp araştırılabilir bir konuya da dönüştü; Vaillant’ın çalışmaları savunmaların bir olgunluk hiyerarşisi içinde sıralanabileceğini, kişinin başvurduğu savunma örüntüsünün ruhsal uyumuyla ilişkili olduğunu gösterdi [4]. Cramer, savunma mekanizmalarının çağdaş psikolojide hâlâ geçerli ve verimli bir kavram olduğunu vurgular [5]; bunları ölçen araçlar da geliştirilmiştir [6].

Başlıca Savunma Mekanizmaları

Aşağıda en sık karşılaşılan savunmalar kısaca tanıtılıyor. Bunların her biri başlı başına derinlemesine bir konudur; ileride ayrı yazılarda tek tek ele alacağım.

Bastırma: Kabul edilemez bulunan bir istek, anı ya da duygunun bilinçten uzak tutulmasıdır. Unutmak gibi görünür ama edilgen bir unutkanlık değil, etkin bir uzak tutmadır.

İnkâr: Acı veren bir gerçekliğin varlığını reddetmektir. Ağır bir haberin ardından “olamaz, bu doğru değil” tepkisi, inkârın en yalın halidir.

Yansıtma: Kişinin kendi kabul edemediği duygu ya da isteğini bir başkasına atfetmesidir. “Ben ona kızgın değilim, o bana kızgın” cümlesi bu mekanizmanın izini taşıyabilir. Kendimizde göremediğimizi başkasında görürüz.

Yer değiştirme: Bir kişiye ya da duruma yönelik duygunun, daha az tehlikeli bulunan başka bir hedefe kaydırılmasıdır. İşyerinde yaşanan öfkenin eve taşınması sık verilen örnektir.

Karşıt tepki kurma: Kabul edilemez bulunan bir dürtünün, tam tersi bir tutumla örtülmesidir. İçten içe rahatsızlık duyulan birine abartılı bir kibarlıkla yaklaşmak buna örnek olabilir.

Ussallaştırma: Asıl nedeni kaygı verici olan bir davranışa ya da duyguya, akla yatkın ama gerçek olmayan bir gerekçe bulmaktır. Gerçek nedeni görmemek için mantıklı bir kılıf üretilir.

Yüceltme: Kabul edilmesi güç bir dürtünün, toplumsal olarak değerli bir etkinliğe yöneltilmesidir. Freud bunu görece olgun bir savunma olarak görür; sanat ve yaratıcılık çoğu zaman bu dönüşümle ilişkilendirilir.

Gerileme: Zorlanma anında, daha erken bir gelişim dönemine ait davranış ve baş etme biçimlerine dönmektir. Stres altında çocuksu tepkilerin belirmesi bu mekanizmayla okunabilir.

Yalıtım: Bir anının ya da düşüncenin, ona bağlı duygudan koparılmasıdır. Kişi acı bir olayı tüm ayrıntılarıyla, ama hiçbir şey hissetmeden, neredeyse bir haber okur gibi anlatabilir; olay hatırlanır, ama ona bağlı duygu düşünceden ayrı tutulmuştur. Obsesyonel yapıda sık görülür.

İçe atım: Bir başkasına ait özellik, değer ya da yasakların kişinin kendi iç dünyasına alınmasıdır. Üstbenliğin oluşumu da büyük ölçüde bu yolla, anne babanın beklenti ve yasaklarının içe alınmasıyla gerçekleşir.

Savunmaların Olgunluk Düzeyleri

Savunmalar arasında bir değer sıralaması yapmak yanıltıcı olsa da, araştırmacılar bunların gerçeklikle ne kadar bağ kurmaya izin verdiklerine göre kabaca gruplanabileceğini öne sürer. Vaillant’ın çalışması bu yönde bir olgunluk hiyerarşisi tanımlar [4]. En altta, gerçekliği büyük ölçüde çarpıtan ilkel savunmalar yer alır; bunlar kişiyi korur ama gerçeklikle ilişkiyi ciddi biçimde bozar. Ortada, kaygıyı yöneten ama bir bedeli olan nevrotik savunmalar bulunur; bastırma, yer değiştirme, yalıtım gibi, çoğu insanın gündelik hayatında işleyen mekanizmalar bu gruptadır. En üstte ise olgun savunmalar yer alır; yüceltme, mizah ve özgecilik gibi, kişinin hem kendi gerçekliğiyle bağını koruyup hem de zorlanmayı yapıcı bir yöne çevirmesini sağlayan biçimler.

Savunmaların olgunluk düzeyleri (Vaillant)
Düzey Gerçeklikle ilişkisi Örnek savunmalar
İlkel Gerçekliği büyük ölçüde çarpıtır; korur ama gerçeklik ilişkisini bozar İnkâr, yansıtma
Nevrotik Kaygıyı yönetir, gündelik hayatta işler, bir bedeli vardır Bastırma, yer değiştirme, yalıtım
Olgun Gerçeklikle bağı korur, zorlanmayı yapıcı yöne çevirir Yüceltme, mizah, özgecilik

Bu hiyerarşinin önemi şudur: bir kişinin ağırlıkla hangi düzeydeki savunmalara başvurduğu, onun ruhsal uyumu ve esnekliği hakkında fikir verir. Sağlıklı ruhsal işleyiş, savunmasız olmak değil, duruma göre daha olgun ve esnek savunmalara erişebilmektir. Aynı kişi farklı dönemlerde farklı düzeylere kayabilir; ağır bir kriz, geçici olarak daha ilkel savunmaları öne çıkarabilir.

Savunmalar Ne Zaman Sorun Olur?

Savunma mekanizmaları kendi başlarına ne iyi ne kötüdür; işlevsel olup olmadıkları bağlama ve esnekliğe bağlıdır. Sağlıklı ruhsal işleyişte savunmalar duruma göre değişir, geçici koruma sağlar ve kişinin gerçeklikle ilişkisini büsbütün koparmaz. Sorun, savunmaların katılaştığı, tek tipleştiği ve hayatı daralttığı durumlarda başlar. Sürekli inkâr eden kişi gerçeklikle bağ kuramaz hale gelebilir; sürekli yansıtan kişi ilişkilerini tüketebilir; her şeyi ussallaştıran kişi kendi duygularından kopabilir.

Psikanalitik çalışmada savunmalar yok edilmesi gereken engeller olarak değil, anlaşılması gereken çözümler olarak ele alınır. Her savunma, bir zamanlar kişiyi taşıyamayacağı bir şeyden korumuştur; sorulan soru “bu savunmadan nasıl kurtulurum” değil, “bu savunma neyi koruyor, hangi acıya karşı kuruldu”dur. Savunmanın koruduğu şey güvenli biçimde dile gelebildikçe, savunmanın kendisi de katılığını yitirir.

Ne Zaman Destek Almalı?

Savunma mekanizmaları herkeste vardır ve çoğu zaman işlevseldir. Şu durumlar üzerine konuşmaya değer: aynı baş etme biçiminin, açıkça zarar verdiği halde tekrar etmesi; kişinin kendi duygularına sürekli yabancı kalması; ilişkilerin hep aynı çatışmayla tıkanması; ve bu örüntülerin kişinin kendi çabasıyla değişmemesi. Psikanalitik çalışma savunmaları zorla sökmeyi değil, kişinin onların ardındaki acıyla daha az korkulu bir ilişki kurmasını hedefler. Sürece başlamanın koşullarını ayrı bir yazıda anlattım.

Sıkça Sorulan Sorular

Savunma mekanizması nedir?

Savunma mekanizması, zihnin taşıyamayacağı kadar zorlayıcı bulduğu duygu, düşünce ya da isteklerle başa çıkmak için geliştirdiği otomatik ve çoğu zaman bilinçdışı stratejidir. Amacı kişiyi dayanılmaz bulduğu bir kaygı, suçluluk ya da çatışmadan korumaktır. Herkeste bulunur ve kendi başına bir hastalık değildir.

Savunma mekanizmaları zararlı mı?

Kendi başlarına ne iyi ne kötüdürler. Esnek ve duruma uygun savunmalar kişiyi korurken günlük dengeyi sürdürür. Sorun, savunmaların katılaştığı, tek tipleştiği ve gerçeklikle ilişkiyi daralttığı durumlarda başlar. Yani belirleyici olan savunmanın varlığı değil, katılığı ve aşırılığıdır.

En yaygın savunma mekanizmaları nelerdir?

En sık karşılaşılanlar arasında bastırma, inkâr, yansıtma, yer değiştirme, karşıt tepki kurma, ussallaştırma, yüceltme ve gerileme yer alır. Bastırma, Freud’a göre diğer savunmaların temelidir; öteki mekanizmalar çoğu zaman onun yetersiz kaldığı yerde devreye girer.

Savunma mekanizmalarından kurtulmak gerekir mi?

Psikanalitik bakışta amaç savunmaları yok etmek değildir; her savunma bir zamanlar kişiyi bir acıdan korumuştur. Çalışmada sorulan soru “bundan nasıl kurtulurum” değil, “bu savunma neyi koruyor”dur. Savunmanın ardındaki şey güvenli biçimde dile geldikçe, savunmanın kendisi de katılığını yitirir.

Kaynakça

  1. Freud, S. (1894). The Neuro-Psychoses of Defence. [Standard Edition, C. III, s. 41-61]
  2. Freud, S. (1915). Bastırma. [İng.: Repression, Standard Edition, C. XIV, s. 141-158]
  3. Freud, A. (1936). Ben ve Savunma Mekanizmaları. Türkçesi: Metis Yayınları. [İng.: The Ego and the Mechanisms of Defence]
  4. Vaillant, G. E. (1994). Ego mechanisms of defense and personality psychopathology. Journal of Abnormal Psychology, 103(1), 44-50. doi.org/10.1037/0021-843X.103.1.44
  5. Cramer, P. (2000). Defense mechanisms in psychology today: Further processes for adaptation. American Psychologist, 55(6), 637-646. doi.org/10.1037/0003-066X.55.6.637
  6. Andrews, G., Singh, M. & Bond, M. (1993). The Defense Style Questionnaire. The Journal of Nervous and Mental Disease, 181(4), 246-256. doi.org/10.1097/00005053-199304000-00006

Similar Posts