Psikanalize sade bir giriş: bilinçdışından söze

Sözlükte "psychoanalysis. Psikoanalisi" yazısı — psikanaliz ve psikoloji kavramları

Psikanaliz, insanın kendisi hakkında bilmediği bir şeyin sözlerinde, unutmalarında, rüyalarında ve belirtilerinde iş başında olduğu fikrinden doğdu. Psikanaliz nedir sorusunun cevabı da bu fikirden çıkar: kişinin konuşmasını izleyen ve o konuşmanın içinde bilmeden söylenene kulak veren bir çalışma. Aracı ilaç, ödev ya da tavsiye değil, kişinin kendi sözüdür.

Psikanalizi, Viyana’da çalışan nörolog Sigmund Freud (1856-1939) on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında kurdu. Freud bir süre hipnozla çalıştı; sonra hipnozu bıraktı ve hastalarını, akıllarından geçeni seçmeden anlatmaya davet etti. 1923’te bir ansiklopedi için yazdığı maddede psikanalizi üç katmanlı olarak tanımlar: başka yollarla neredeyse ulaşılamayan ruhsal süreçleri araştırmanın bir yolu, bu araştırmaya dayanarak nevrozlarla çalışan bir yöntem ve bu yoldan edinilip giderek yeni bir bilim dalına dönüşen bir bilgi birikimi (Freud, 1923/1955, s. 235).

Freud’dan sonra psikanaliz farklı yönlerde gelişti. Çalışmama en çok yön veren okumalardan biri, Fransız psikiyatr ve psikanalist Jacques Lacan’a (1901-1981) aittir; Lacan, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Freud’u dil ve arzu üzerinden yeniden okudu. Bu okumada çalışmanın yönü, kişinin kendi söylediğinde taşıdığı ama bilmediği şeyle karşılaşmasıdır.

İçindekiler

Bilinçdışı: söylediğimizden fazlası

Bilinçdışı, kişinin bilmeden söylediği ve yaptığı şeyde iş başında olan, rüyada, dil sürçmesinde ve belirtide kendi mantığıyla işleyen düşünmenin adıdır. Freud’un tanımında psikanalizin başka yollarla neredeyse ulaşılamayan süreçlerle ilgilenmesi bundandır: bilinçdışı, kişinin kendi üzerine düşünmesiyle bulunamaz. Konuşma ilerledikçe, kişinin söylediğiyle söylemek istediği arasındaki aralıkta belirir.

Burada küçük ama önemli bir ayrım var. Bastırılan şey duygunun kendisi değil, o duyguya bağlı olan düşünce ya da temsildir. Temsil bastırıldığında duygu ortadan kalkmaz; başka bir temsile bağlanabilir. Freud önce kaygıyı bastırmanın bir sonucu saydı, sonra ilişkiyi tersine çevirdi: kaygı, bastırmayı başlatan işarettir. Kişinin nedenini bulamadığı bir kaygının ya da ölçüsüz görünen bir utancın bu yüzden bir karşılığı vardır; yalnızca bağlı olduğu temsil başka bir yerde durur.

Kavramın Freud’dan Lacan’a nasıl düşünüldüğünü, bilinçaltı ile bilinçdışı arasındaki farkı ve bilişsel araştırmaların bu kavramla ilişkisini bilinçdışı üzerine ayrı bir yazıda ele aldım.

Belirti bir şey söyler

Psikanaliz belirtiyi bir anlam taşıyıcısı olarak ele alır. Freud nevrotik belirtileri birbiriyle çatışan isteklerin bir uzlaşması olarak okudu: belirti bastırılanı bilinçten uzak tutar, ama onu başka bir biçimde dile de getirir. Aynı anda iki iş gördüğü için bu kadar ısrarcıdır; kişi ondan kurtulmak istese de belirti, kişinin kendisinin de bilmediği bir şeyi taşımayı sürdürür.

Bu bakışın pratik bir sonucu var: çalışma önce belirtinin neyi söylediğine, hangi ilişkilerde ve hangi sözlerle ortaya çıktığına kulak verir. Freud, analize başlamanın kişinin kendi belirtisine karşı tutumunu da değiştirdiğini yazar. O güne kadar yakınılan ama anlamsız sayılıp küçümsenen belirti artık dikkatle bakılması gereken bir şeydir; Freud’a göre kişi onu kendi varlığının bir parçası olarak tanıyabilmelidir (Freud, 2022, s. 105). Belirtinin söylediği duyulabildiğinde kişinin onunla kurduğu ilişki de değişebilir.

Aktarım: çalışmanın taşıyıcısı

Freud’un teknik yazılarındaki tarifiyle aktarım, kişinin önceki ilişkilerinde biçimlenmiş sevme, bekleme ve korkma biçimlerini analistle kurduğu ilişkiye taşımasıdır. Psikanalitik çalışma bu ilişkiyi dışarıda tutmaya çalışmaz; onu çalışmanın asıl malzemesi sayar.

Freud 1912’de yazdığı “Aktarımın Dinamiği” makalesinde, her insanın doğuştan getirdikleriyle çocukluk deneyimlerinin karşılaşmasından kendine özgü bir sevme biçimi edindiğini ve bu biçimin yeni ilişkilerde yinelendiğini anlatır (Freud, 2022, s. 63-64). İki yıl sonra “Hatırlama, Tekrarlama ve Derinlemesine Çalışma” adlı yazısında buna belirleyici bir gözlem ekler: kişi unuttuğu şeyi çoğu zaman hatırlamaz, onu davranışta yeniden üretir ve bunu yaptığının farkında olmaz. Verdiği örnekte hasta, anne babasının otoritesine nasıl karşı çıktığını hatırlamaz; aynı tutumu doktoruna karşı sergiler (Freud, 2022, s. 103).

Aynı yazıda Freud aktarımın kendisini de bu tekrarın bir parçası sayar: unutulan geçmiş hem doktora hem de o günkü hayatın başka alanlarına aktarılır. Tekrarlama zorlantısını hatırlamaya çevirmenin ana aracı da aktarımın ele alınışıdır. Analiz, aktarımı bu zorlantının neredeyse serbestçe gelişebildiği bir oyun sahası olarak açar; tekrar bu alanda göründüğünde üzerine konuşulabilir hâle gelir (Freud, 2022, s. 104-106).

Freud bir yıl sonra, aktarımın sevgi biçiminde yoğunlaştığı durumları ayrı bir yazıda ele alır. “Aktarım Aşkı Üzerine Notlar”da bu sevgiye karşılık vermenin de onu bastırmaya çalışmanın da analiz için aynı ölçüde yıkıcı olduğunu söyler. Analist ona karşılık vermez ama onu geri de çevirmez; sevgiyi, bilinçdışı kökenlerine kadar izi sürülecek bir durum olarak ele alır. Bu sevgi analitik durumun kendisinden doğar ve analistin kişisel meziyetlerine yorulamaz (Freud, 2022, s. 110, 115).

Lacan 1964’te verdiği seminerde bu tabloya bir uyarı ekler: aktarım kavramında tekrarlama kavramından başka bir şey görmemek, ona göre Freud’a yüklenemeyecek bir kaymadır (Lacan, 1973/2013, s. 137). Lacan aktarımı bir duygu yoğunluğundan çok bir varsayıma bağlar. Kişi, kendisi hakkında kendisinin bilmediği bir şeyi bilen biri olduğunu varsaydığında aktarım kurulur; Lacan bunu bildiği varsayılan özne diye adlandırır (Lacan, 1973/2013, s. 246).

Analist bu yere konulmayı kabul eder, ama o bilgiye sahipmiş gibi davranmaz: aranan bilgi kişinin kendi sözündedir ve çalışma, onun oraya ulaşmasına alan açar. Lacan’ın çizgisinde belirleyici olan, danışanın analiste yüklediği roldür; esas olarak da kendisiyle ilgili bilginin sahibi rolü (Cléro, 2002/2011, s. 22).

Dil ve söz

Freud 1913’te yazdığı “Tedavinin Başlangıcı Üzerine” adlı yazısında hastadan önemsiz, alakasız ya da saçma bulduğu düşünceleri de ayıklamadan aklından geçen her şeyi söylemesini ister; bu istek psikanalizin temel kuralı olarak bilinir (Freud, 2022, s. 88). Serbest çağrışım denen şey budur. Analistten beklenen tutum da buna denk düşer. Freud bir yıl önce analistlere yazdığı tavsiyelerde bu tutuma “dalgalı dikkat” der: dinlediğini önceden seçmeyen bir dikkat. Gerekçesi yalındır; duyulan pek çok şeyin anlamı ancak sonradan anlaşılır (Freud, 2022, s. 71-72).

Lacan bu gözlemi dilin kendisine bağladı. En çok bilinen önermesini 1964 seminerinde şöyle hatırlatır: “Bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır” (Lacan, 1973/2013, s. 26). Aynı seminerde bunu biraz daha açar: “Bilinçdışı, sözün özne üzerindeki etkileridir, sözün etkilerinin gelişimi içerisinde öznenin belirlendiği boyuttur” (Lacan, 1973/2013, s. 157). Buradaki özne, kişinin kendini tanıdığı “ben” ile aynı şey değildir; kişinin niyetini aşarak sözün içinde beliren konumdur.

Formülün söylediği, bilinçdışının dilin işlemleriyle çalıştığıdır. Lacan dilin bu malzemesine gösteren der: anlamını kendi içinde taşımayan, değerini başka öğelerle arasındaki farktan ve bağdan alan bir ses, bir hece ya da bir ad. Gösteren sözcükle aynı şey değildir; bir sözcüğün içindeki bir ses de, iki sözcüğü birbirine bağlayan bir benzerlik de gösteren olarak iş görebilir. Anlam, gösterenlerin birbirine bağlandığı zincirde ve çoğu zaman sonradan belirir.

Freud’un 1909’da yayımladığı ve Sıçan Adam adıyla bilinen vaka bunu açıkça gösterir. Genç bir adamın zihnini sıçanlarla ilgili dehşet verici bir düşünce işgal eder. Freud çözümlemede bu imgenin gücünün hayvanın kendisinden gelmediğini görür: Almancada sıçan (Ratten) ile taksit (Raten) neredeyse aynı sesi taşır. Bu ses köprüsü, takıntılı düşünceyi hastanın o günlerde nasıl geri ödeyeceğine bir türlü karar veremediği küçük bir borca ve babasının askerlik yıllarında kumarda kaybedip bir arkadaşından ödünç aldığı, geri ödenip ödenmediğini hastanın bile bilmediği paraya bağlar (Freud, 1909/1996).

Lacan’ın 1953’te yazdığı bir metindeki belirti tanımı da bu mantıktan çıkar: belirti, öznenin bilincinden bastırılmış bir gösterilenin (kabaca, bir anlamın) göstereni olarak düşünülür (Cléro, 2002/2011, s. 113). Psikanalitik dinlemenin sözcüklere, tekrar eden ifadelere, sürçmelere ve kişinin kendi sözünde takıldığı yerlere bu kadar dikkat etmesinin nedeni budur.

Tanı ve psikanaliz

Psikanalitik çalışma bir tanıyla başlamak zorunda değildir ve bir tanıya varmayı da amaçlamaz. DSM (Amerikan Psikiyatri Birliği’nin tanı el kitabı) ve ICD (Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflaması) gibi sistemler belirtileri sayarak bir ad koyar. Bu adlar araştırmada, sağlık sisteminde ve ilaç tedavisinin planlanmasında işe yarar; bir yakınmanın paylaşılabilmesini de kolaylaştırır.

Psikanalitik dinleme başka bir yerden başlar. Bir tanı adı birçok kişiyi aynı başlık altında toplar; psikanaliz ise o başlığın altında her kişide başka bir tarih bulunduğunu varsayar. Soru, bu yakınmanın kişinin hayatında hangi yeri tuttuğu ve ne zamandan beri, kimlerle, hangi sözlerle birlikte geldiğidir.

Psikanalizin kendi klinik ayrımları da vardır. Freud nevroz ile psikozu kişinin gerçeklikle kurduğu ilişki üzerinden ayırdı. Kabaca söylersek nevrozda gerçeklikle bağ korunur ve iç çatışma belirtide kendine bir yol bulur; psikozda ise gerçeklikle ilişkinin kendisi sarsılır. Lacan bu ayrımı öznenin dille kurduğu ilişkinin yapısı olarak yeniden düşündü. Bu ayrımlar belirtileri saymaz, ilişkinin biçimine bakar. Kişiye bir etiket olarak söylenmezler; çalışmanın nasıl yürütüleceğini düşünmek için vardırlar.

Tanı ile psikanaliz birbirini dışlamaz. İlaç tedavisi gören biri de psikanalitik çalışmaya başlayabilir. Kişinin kendi yakınmasına verdiği ad da sözünün bir parçası olduğu için, tanının kendisi de çalışmanın içinde konuşulabilir.

Psikanaliz, psikoterapi ve BDT arasındaki fark

Psikanaliz, psikanalitik psikoterapi, psikodinamik terapi ve bilişsel davranışçı terapi (BDT) sık sık birbirinin yerine anılır, ama aynı şeyi anlatmaz. İlk üçü aynı kökten gelir: Freud’un kurduğu düşünceye dayanır; bilinçdışı, tekrar ve aktarım kavramlarıyla çalışır.

Psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik terapi, psikanalizin kavramlarını ve dinleme biçimini temel alan çalışmaların adlarıdır. Yazında bu iki ad çoğu zaman eş anlamlı kullanılır; psikodinamik sözcüğü, psikanalitik kuramdan beslenen farklı yaklaşımları birlikte anmak için daha geniş bir şemsiye olarak da kullanılabilir. Bu adlarla psikanaliz arasındaki sınırı her okul kendi pratiğine göre çizer; bu yüzden aynı ad farklı yerlerde biraz farklı bir çalışmayı anlatabilir.

BDT ise başka bir gelenekten gelir; kökleri davranışçı ve bilişsel psikolojidedir. Kişinin yaşadığı güçlükle bağlantılı düşünce ve davranış kalıplarını birlikte tanımlamayı ve bu kalıpları değiştirmeyi amaçlar. Görüşmeler çoğunlukla yapılandırılmıştır: hedefler baştan konuşulur ve seanslar arasında yapılan uygulamalar da sürecin bir parçasıdır.

Psikanalitik çalışmanın ise önceden belirlenmiş bir gündemi yoktur; temel kural gereği kişi aklından geçeni seçmeden anlatır ve çalışma bu konuşmanın içinden ilerler. Bu ayrımları söylemek BDT’yi küçümsemek anlamına gelmez; kişi hangi çerçevede çalışacağını kendi sorusuna göre seçebilir.

Benim yürüttüğüm çalışma psikanalitiktir: kuramsal zemini, kavramları ve dinleme biçimi psikanalizden gelir. Yaklaşımımı psikanaliz sayfasında daha ayrıntılı anlattım.

Psikolog olarak psikanalitik çalışmak

Psikoloğum; eğitimimi ve klinik deneyimimi hakkımda sayfasında anlattım. Psikanaliz bana, yol gösteren bir otorite konumuna geçmeden dinleyebileceğim ve belirtinin söylediğini kişiyle birlikte düşünebileceğim bir çerçeve verdi. Klinikte bunun karşılığı, anlatılanı aceleyle bir açıklamaya bağlamamak ve anlamın konuşmanın içinde, çoğu zaman sonradan kurulmasına zaman tanımaktır.

Kuramsal zeminimin merkezinde Freud ve Lacan var; Bion’un düşünmenin kendisi üzerine katkısı da bu zemine eşlik ediyor.

Görüşme süreci

İlk görüşme bir tanışmadır: kişiyi başvurmaya getiren şeyi dinliyorum ve birlikte çalışıp çalışamayacağımızı bu görüşmede değerlendiriyoruz. Görüşmeler haftada bir yapılır, 45 dakika sürer ve Bursa Nilüfer’deki kliniğimde yüz yüze ya da online olarak yürür. Çalışmanın ne kadar süreceği baştan bilinmez; süreyi her danışanla birlikte değerlendiriyorum. Görüşmelerin nasıl işlediğini ve hangi başvuru nedenleriyle çalıştığımı bireysel görüşmeler sayfasında, ücret ve iptal koşullarını seans bilgileri sayfasında anlattım.

Görüşmelerde konuşulanlar, Türk Psikologlar Derneği Etik Yönetmeliği ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde gizli tutulur. Bu gizliliğin sınırını, kişinin kendisi ya da bir başkası için ciddi bir tehlikenin bulunduğu durumlar ve yasal yükümlülükler çizer. Kendinize ya da bir başkasına zarar verme düşünceleriniz varsa randevu beklemeyin. 112’yi arayın ya da en yakın acil servise başvurun.

Sıkça Sorulan Sorular

Psikanaliz ne kadar sürer?

Psikanalizin baştan belirlenmiş bir süresi yoktur. Çalışma bir teknik uygulaması olmadığı için kaç seans süreceği önceden söylenemez; süreyi, kişinin kendi tarihiyle ve yakınmasıyla kurduğu ilişki belirler. Benim çalışmamda görüşmeler haftada bir yapılır ve süre, süreç içinde birlikte değerlendirilir; kimi çalışma aylarca, kimi çalışma yıllarca sürer.

Psikanalizde divana uzanmak gerekir mi?

Klasik psikanalizde divan çerçevenin bir parçasıdır. Freud onu hipnozdan kalan bir uygulama olarak anlatır ama bırakmaz; aktarımın hastanın çağrışımlarına karışmasını önlemek için bu düzende ısrar eder. Bugün psikanalitik çalışma karşılıklı oturarak da yürütülür; divana uzanmak, çalışmaya başlamanın bir koşulu değildir.

Psikanalist ile psikolog arasındaki fark nedir?

Psikolog, üniversitede psikoloji eğitimi almış kişidir; psikoterapi alanında çalışmak için bunun üzerine klinik eğitim ve süpervizyon gelir. Psikanalist olmanın yolunu ise psikanaliz kurumları birbirinden farklı biçimlerde tanımlar; bu yolun merkezinde kişinin kendi analizinden geçmesi, kuramsal eğitim ve süpervizyon durur. Bir psikolog psikanalitik yaklaşımla çalışabilir. Ben psikanalitik yönelimle çalışan bir psikoloğum.

Psikanalitik çalışma online yapılabilir mi?

Evet. Psikanalitik çalışma konuşmaya ve dinlemeye dayandığı için görüşmeler güvenli bir görüntülü bağlantı üzerinden de yürütülebilir. Çerçeve, süre ve sıklık yüz yüze görüşmelerle aynıdır; hangi biçimin tercih edileceği kişinin günlük hayatına göre birlikte kararlaştırılır. Online görüşmelerin nasıl işlediğini online görüşmeler sayfasında anlattım.

Psikanalitik çalışmaya kimler başvurabilir?

Kendisi hakkında konuşmaya ve bunu bir süre sürdürmeye istekli olan her yetişkin başvurabilir. Başvurmak için bir tanı almış olmak gerekmez: tekrar eden bir örüntü, dinmeyen bir kaygı ya da ne istediğini bilememe hâli de çalışmanın başlangıcı olabilir. Çalışma hazır cevaplar vermediği için bir süre belirsizlikle kalmayı gerektirir; kişinin bu çalışmadan ne beklediğini ilk görüşmede birlikte konuşuruz.

Kaynakça

Cléro, J.-P. (2011). Lacan sözlüğü (Ö. Soysal, Çev.). Say Yayınları. (Orijinal çalışma 2002’de yayımlandı)

Freud, S. (1955). Two encyclopaedia articles. J. Strachey (Ed. ve Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (C. 18, s. 233-260) içinde. Hogarth Press. (Orijinal çalışma 1923’te yayımlandı)

Freud, S. (1996). Olgu öyküleri 2: “Sıçan Adam”, Schreber, “Kurt Adam”, kadın eşcinselliği (A. Eğrilmez, Çev.). Payel Yayınevi. (Sıçan Adam vakasının özgün metni 1909’da yayımlandı)

Freud, S. (2022). Freud’un teknik yazıları: Psikanalizin tekniği üzerine ve ötesi (E. Aşıroğlu, Ed.; E. Aşıroğlu, O. Nacak, T. Alkan ve S. Acar, Çev.). Axis Yayınları. (Derlemedeki yazıların özgün metinleri 1898-1937 arasında yayımlandı)

Lacan, J. (2013). Psikanalizin dört temel kavramı: Seminer 11. kitap (J.-A. Miller, Ed.; N. Erdem, Çev.). Metis Yayınları. (Orijinal çalışma 1973’te yayımlandı)

Benzer Gönderiler