Bilinçdışı Nedir?

Psikanaliz

Bilinçdışı denince akla gelen ilk şey genellikle bir derinlik oluyor. Yüzeyde bilinç var, altında geniş ve karanlık bir alan; orada bir şeyler duruyor ve zaman zaman yukarı sızıyor. Bu resim öyle yerleşmiş ki kavramı ilk kez duyan biri bile hemen buzdağını hatırlıyor.

Bu resmi bir kenara koyarak başlamak istiyorum. Yanlış olduğu için değil, yanlış bir iş vaat ettiği için. Derinlik benzetmesi insana bir arama işi öneriyor: yeterince kazarsan bulursun, bulunca da biter. Oysa klinikte olan şey kazmak değil. Bilinçdışı saklanmıyor; sürekli konuşuyor ve biz onun dilini tanımıyoruz.

Kavram Freud’dan eski

Zihnin farkındalık dışında da işlediği fikri psikanalizle başlamadı. Leibniz, Descartes’ın zihni kendine tümüyle şeffaf sayan görüşüne itiraz ederken, kişinin fark etmediği algıların da bulunabileceğini söylüyordu. On dokuzuncu yüzyılda bu fikir hem felsefede hem de yeni kurulan ruh hekimliğinde dolaşımdaydı; Janet histeriyi bilincin bölünmesiyle açıklamaya çalışıyordu.

Yani Freud’un bulduğu şey “aydınlanmamış bir bölge olduğu” değildi. Bunu ondan önce söyleyen vardı. Freud’un eklediği şey başkaydı: o bölgenin bir mantığı olduğu. Kuralsız bir yığın değil, kendi kurallarıyla çalışan bir düzenek.

Bilinçdışı bir yer değil, bir işleyiş

Freud zihni önce üçe ayırır: o an farkında olunan bilinç, istendiğinde hatırlanabilen bilinçöncesi, ve doğrudan çağrılamayan bilinçdışı. Bu ayrım öğretirken işe yarıyor, ama insanı yeniden aynı hataya çekiyor; sanki üç oda varmış ve içerik odalar arasında taşınıyormuş gibi.

Freud’un asıl kanıtı odalarda değil, kusurlardaydı. Rüyanın nasıl kurulduğuna, bir ismin neden tam da o anda hatırlanmadığına, bir belirtinin neden yıllarca aynı biçimi koruduğuna baktı ve hepsinde aynı iki işlemi buldu. Bir şey birkaç şeyin üstüne birden biniyor; bir şey komşusunun yerine geçiyor. Yoğunlaşma ve yer değiştirme. Bunlar rastgele değil, düzenli işlemler.

Bastırma da bu yüzden bir gömme işi değil. Bastırılan şey aşağıya inip orada beklemiyor; biçim değiştirerek yüzeyde kalmaya devam ediyor. Zaten bu yüzden görülebiliyor.

Lacan’ın formülü

Lacan bu iki işlemin adını değiştirir ve böylece ne olduklarını görünür kılar: yoğunlaşma eğretilemedir, yer değiştirme düzdeğişmecedir. İkisi de dilin işlemleri. Buradan çıkan cümle onun en çok tekrarlanan cümlesidir: bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır.

Bu cümle bir benzetme değil, bir yapı iddiası. Bilinçdışı bir duygu deposu değildir; anlamı doğrudan vermez, gösterenler arasındaki bağlarla işler. Bir sözcük başka bir sözcüğü çağırır, o başkasını; anlam bu zincirin duraklarında beliriverir. Rüyanın, sürçmenin ve belirtinin kuruluşu aynı yasaları izler, çünkü hepsi aynı malzemeden yapılmıştır.

Buna bağlı ikinci formül daha da rahatsız edicidir: bilinçdışı Öteki’nin söylemidir. Buradaki Öteki karşımızdaki kişi değil; öznenin içine doğduğu dilin ve yasanın yeri. İnsan kendinden önce var olan bir söz alanında kuruluyor. Dolayısıyla bilinçdışı kişinin tek başına ürettiği özel bir iç dünya değil, dilin onda konuşan yanı. Lacan seminerlerinin Türkçe çevirisi üzerinde çalışırken en çok üzerinde durduğum nokta bu.

Bilinçaltı diye bir terim yok

Günlük dilde çok kullanılıyor, ama psikanalizde bir kavram olarak yeri yok. Freud’un terimi das Unbewusste, yani bilinçdışıdır. İlk yazılarında “bilinçaltı” sözcüğünü de kullanmış, sonra bırakmıştır; 1915 tarihli “Bilinçdışı” yazısında bu terimi yanlış ve yanıltıcı bulduğunu söyler. Türkçede “bilinçaltı” bilinçdışının eş anlamlısı sanılarak kullanılıyor.

Fark ilk bakışta önemsiz görünüyor; değil. “Altı” demek bir yer göstermek demek ve yer gösterir göstermez baştaki buzdağına geri dönüyoruz. Oysa “dışı” bir konum bildirmiyor, bir sınır bildiriyor: bilinçte olmayan. Terim doğru seçildiğinde kavram da yerinde duruyor.

Bilimin bilinçdışı ile aynı şeyi kastetmediği yer

Bu soru sık geliyor ve genellikle iyi niyetle soruluyor: bilim bilinçdışını doğruluyor mu. Bilişsel araştırmalar zihinsel işleyişin büyük bölümünün farkındalık dışında yürüdüğünü uzun süredir gösteriyor. Algı, hafıza ve motor denetimin neredeyse tamamı böyle çalışıyor.

Bunu psikanalizin doğrulanması saymak bana kolaycılık gibi geliyor, üstelik psikanalizin lehine de değil. Çünkü iki iddia aynı şeyi söylemiyor. Bilişsel yazının bahsettiği süreçler zaten hiçbir zaman farkındalığa ihtiyaç duymamış süreçler; bir yüzü tanımak ya da dengede durmak için bilince gerek yok. Freud’un bilinçdışı ise farkındalıktan uzak tutulmuş bir içerikten söz ediyor ve bu içeriğin bir anlamı, hatta bir niyeti var.

Birincisi bir kapasite meselesi, ikincisi bir çatışma meselesi. İkisini birbirine karıştırmak psikanalize bilimsel bir rozet takıyormuş gibi görünüyor, ama karşılığında onun asıl iddiasını siliyor.

Göründüğü yerler

Rüya, sürçme, espri ve belirti; bunlara bilinçdışının oluşumları denir. Lacan 1957-58 ders yılındaki seminerine bu adı verir; Freud ise her birinin nasıl oluştuğunu ayrı ayrı incelemişti. Hepsi gündelik hayatın içindedir. Rüya, uykuda gevşeyen denetimin ardından sahneye çıkanı gösterir. Dil sürçmesi ya da ısrarla hatırlanamayan bir isim çoğu zaman tesadüf değildir; söylenmek istenmeyen bir şey kendini ele verir. Kişinin farklı insanlarla defalarca aynı ilişkiyi kurması, bir senaryonun yeniden sahnelenmesidir.

Listedeki belirtinin klasik örneği histerik belirtidir: tıbbi karşılığı bulunmayan bir felç ya da duyu kaybı, bastırılan bir düşüncenin bedende onun yerine geçen ifadesi olarak okunabilir. Bedende görülen her şey ise bu listeye girmez: psikanalizde dar anlamıyla psikosomatik denen tablolar böyle çözülecek bir mesaj taşımaz. Bu ayrımı tetkikleri normal çıkan bir ağrı üzerine yazdığım yazıda ayrıntılı anlattım.

Ortak nokta şu: bilinçdışı susmaz. Ama söylediği şey ancak sonradan, başka bir şeyle yan yana geldiğinde okunur hale gelir. Bu yüzden analitik çalışmada acele etmenin bir karşılığı yok; malzeme birikmeden bağ kurulmuyor.

Bir de şunu eklemek gerekiyor: bilinçdışını bilmek onu değiştirmiyor. Kişi kendi örüntüsünü açıkça görebilir ve yine de tekrarlayabilir. Bu bir başarısızlık değil, bu işin doğası. Görmekle bırakmak arasında bir mesafe var ve psikanalizin asıl işi o mesafede geçiyor.

Benzer Gönderiler