Anksiyete Neden Geceleri Artar?

Gece karanlık yatak odasında yanan başucu lambası

Kaygının akşam ve gece saatlerinde yoğunlaşması, klinikte en sık dile getirilen yakınmalardan biridir. Gün içinde çalışırken, konuşurken, meşgulken görece sessiz kalan kaygı, akşam ev sessizleştiğinde ve özellikle yatağa girildiğinde belirginleşir: düşünce akışı hızlanır, kalp atışı duyulur hale gelir, uyku uzaklaşır. Danışanların bu durumu özetlemek için sık kullandığı bir ifade vardır: beynim durmuyor.

Gece anksiyetesi ayrı bir tanı kategorisi değil, kaygının bir görünümüdür: endişenin yatış vaktinde yoğunlaşması, kişiyi uykuya dalmaktan alıkoyması ya da gece içinde, kimi zaman panik düzeyinde, uyandırmasıdır. Soru şudur: gündüz taşınabilir olan kaygı, gece neden taşınmaz hale gelir? Yanıtın bir bölümü uyku araştırmalarında, diğer bölümü psikanalitik kuramdadır.

İçindekiler

Gece Bedende ve Zihinde Ne Değişir?

Uyku araştırmalarının bulguları tutarlıdır. Harvey’nin uykusuzluk üzerine bilişsel modeli, yatış anını gün içinde ertelenen zihinsel faaliyetin serbest kaldığı an olarak tarif eder: dış uyaran azaldığında zihinsel etkinlik yoğunlaşır, endişeli düşünce fizyolojik uyarılmışlığı besler, uyarılmışlık uykuyu geciktirir ve uyuyamamak yeni bir endişe konusu haline gelir [1]. İlişki tek yönlü de değildir; sistematik derleme, uykusuzluk ile kaygı arasında çift yönlü bir döngü bildirir: kaygı uykuyu bozar, bozulan uyku ertesi günün kaygısını artırır [2]. Yelpazenin ucunda ise gece panik atakları yer alır: kişiyi uykunun içinden, görünür bir tetikleyici olmadan uyandıran ataklar; panik bozukluğu yaşayanların önemli bir bölümü bu deneyimi bildirir [3].

Bu bulgular gece kaygısının döngüsünü tarif eder; ama iki soruyu açık bırakır. Zihnin gece döndüğü konular neden kişiden kişiye bu kadar farklı ve neden bu kadar ısrarlıdır? Bu noktada psikanalitik kurama geçmek gerekir.

Meşguliyet Kaygıyı Nasıl Örter?

Gündüz boyunca dikkat dışarıya dönüktür: işler, görevler, başkalarının talepleri. Bu meşguliyet yalnızca zaman doldurmaz; iç dünyadan gelen uyaranları da perdeler. Gece dış uyaran azaldığında perde kalkar ve gündüz fark edilmeyen iç gerilimler duyulur hale gelir. Benzetmek gerekirse, buzdolabının uğultusu ancak ortam sustuğunda fark edilir; uğultu yeni başlamamıştır, yalnızca duyulur olmuştur.

Freud son kaygı kuramında kaygıyı bir sinyal olarak tanımlar: ben, içeriden ya da dışarıdan yaklaşan bir tehlikeyi haber veren bir uyarı üretir [4]. Gece kaygısında dikkat çekici olan, ortada dışsal bir tehlikenin bulunmamasıdır; bu durumda sinyalin kaynağını içeride aramak gerekir: söze dökülmemiş bir çatışma, ertelenmiş bir karar, dile gelmemiş bir arzu. Erteleme üzerine yazıda, yarına bırakılanın aslında belirsiz bir geleceğe bırakıldığını ele almıştık; gece, bu ertelenmiş içeriğin geri döndüğü saatlerdendir. Zihnin bu saatlerde aynı konular etrafında dönüp durması çoğu zaman sorun çözme değildir; bu örüntünün, yani ruminasyonun niteliğini geçmişi unutamamak üzerine yazıda ele almıştık.

Karanlık ve Sessizlik Kaygıyı Neden Büyütür?

Freud, Üç Deneme’ye düştüğü bir dipnotta karanlık korkusunun kökenine dair bir gözlem aktarır. Karanlık odadan teyzesine seslenen üç yaşındaki çocuk, kendisiyle konuşulmasını ister; teyzesi bunun ne faydası olacağını, onu göremeyeceğini söylediğinde çocuğun yanıtı şudur: biri konuşunca aydınlanıyor. Freud’un çıkarımı nettir: çocuğun korktuğu şey karanlığın kendisi değil, sevdiği kişinin yokluğudur [5]. Yetişkinin gece kaygısında da benzer bir katman aranabilir; karanlık ve sessizlik, yokluğun duyusal karşılığıdır.

Lacan, kaygıya ayırdığı seminerde korku ile kaygıyı birbirinden ayırır: korkunun nesnesi bellidir; kaygı nesnesiz görünür, ama Lacan’a göre nesnesiz değildir; nesnesi, adlandırılması güç olandır [6]. Gece bu açıdan kritik bir dilimdir: konuşmanın, adlandırmanın, başkasıyla temasın asgariye indiği saatlerde özne, adı konmamış olanla daha dolaysız karşılaşır. Çocuğun gözlemi bu çerçevede yerine oturur: konuşma, adlandırılmamış olanı simgesel alana çeker; kaygı, dile geldiği ölçüde hafifler.

Eklenmesi gereken bir katman daha var. Uykuya geçiş, bilinçli denetimin askıya alınmasını gerektirir; gün boyu kontrolle ayakta duran bir yapı için bu bırakma kolay değildir. Denetimi devredecek güvenli bir zemin duygusu yoksa zihin nöbeti bırakmaz. Kronik gece uyanıklığının bir bölümü, bu devredilemeyen nöbetin ifadesi olarak okunabilir.

Gece Büyüyen Düşünceler Sabah Neden Küçülür?

Sabaha karşı büyük görünen bir meselenin gün içinde olağan boyutuna dönmesi, sık gözlenen bir durumdur. Bunun bir nedeni, yorgun zihnin oran kurma yetisinin azalmasıdır; karşılaştırma yapılacak bağlam gece ortada yoktur. Daha önemlisi şudur: gece düşüncesinin sabah küçülmesinin nedeni yanlışlanması değildir; gece büyümesinin nedeni tartılmamış olmasıdır. Düşünce ancak söze döküldüğünde, bir bağlama yerleştiğinde ve bir başkasının dinleyişinden geçtiğinde ölçek kazanır. Gece karar verilmez sözü bu açıdan isabetlidir; ama gece beliren içerik değersiz de değildir. O, gündüz işlenmeyenin dökümüdür ve gündüz ele alınmayı bekler.

Ne Zaman Destek Almalı?

Ara sıra huzursuz geceler olağandır; süreklilik başka bir şeydir. Uykuya dalmak çoğu gece güçleşmişse, gece uyanmaları panik düzeyine ulaşıyorsa, gündüzler gece kaygısının etkisiyle daralmaya başlamışsa ve bu döngü kendi çabanızla kırılamıyorsa, bunun üzerine konuşmak yerinde olur. Kaygıyla psikanalitik çalışmanın çerçevesini anksiyete sayfasında, sürece başlamanın koşullarını da ayrı bir yazıda anlattım. Psikanalitik açıdan ilke şudur: gece yoğunlaşan kaygı bastırılacak bir arıza değil, dinlenmeyi bekleyen bir mesajdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Gece anksiyetesi nedir?

Gece anksiyetesi ayrı bir tanı değil, kaygının bir görünümüdür: akşam ve yatış saatlerinde yoğunlaşan endişe, durdurulamayan düşünce akışı, kalp çarpıntısı ve uykuya dalamama ile kendini gösterir. Dış uyaranların azaldığı saatlerde iç dünyanın sesi duyulur hale gelir; gündüz örtülen kaygı gece görünür olur.

Gece panik atağı neden olur?

Gece panik atakları kişiyi uykunun içinden, görünür bir tetikleyici olmadan uyandırır; çarpıntı, nefes darlığı ve yoğun korku eşlik eder. Araştırmalar panik bozukluğu yaşayanların önemli bir bölümünün bu tür atakları deneyimlediğini gösteriyor. Tekrarlayan gece atakları, hem tıbbi hem psikolojik değerlendirmeyi hak eden bir işarettir.

Kaygı mı uykusuzluk yapar, uykusuzluk mu kaygı?

İkisi de. Araştırmalar uykusuzluk ile kaygı arasında çift yönlü bir ilişki bildirir: kaygı uykuya dalmayı zorlaştırır, bozulan uyku ertesi günün kaygısını büyütür ve döngü kendini besler. Bu yüzden yalnızca uykuyu düzeltmeye odaklanan çözümler, kaygının kaynağına dokunulmadığında çoğu zaman yarım kalır.

Gece kaygısı için ne yapılabilir?

Gece beliren düşünceleri not etmek ve sabah yeniden okumak, onları tartılabilir hale getirir; uyaranları azaltmak ve yatış düzenini korumak bedeni sakinleştirir. Kaygı süreklileşmişse bu önlemler genellikle yeterli olmaz; kalıcı döngülerde psikoterapi düşünülebilir.

Kaynakça

  1. Harvey, A. G. (2002). A cognitive model of insomnia. Behaviour Research and Therapy, 40(8), 869-893. doi.org/10.1016/S0005-7967(01)00061-4
  2. Alvaro, P. K., Roberts, R. M. & Harris, J. K. (2013). A systematic review assessing bidirectionality between sleep disturbances, anxiety, and depression. Sleep, 36(7), 1059-1068. doi.org/10.5665/sleep.2810
  3. Craske, M. G. & Tsao, J. C. I. (2005). Assessment and treatment of nocturnal panic attacks. Sleep Medicine Reviews, 9(3), 173-184. doi.org/10.1016/j.smrv.2004.11.003
  4. Freud, S. (1926). Ketlenme, Semptom ve Kaygı. Türkçesi: Tutukluk, Semptom ve Kaygı, çev. C. Öner, Oda Yayınları. [İng.: Standard Edition, C. XX, s. 75-176]
  5. Freud, S. (1905). Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme. [İng.: Three Essays on the Theory of Sexuality, Standard Edition, C. VII, s. 123-243; aktarılan gözlem: s. 224, dipnot]
  6. Lacan, J. (2014). Anxiety: The Seminar of Jacques Lacan, Book X (haz. J.-A. Miller, çev. A. R. Price). Polity Press.

Similar Posts