Görüşme sıklığı sorusu bana çoğunlukla bir program sorusu gibi geliyor: haftada bir mi, iki haftada bir mi, ayda bir olur mu. Sanki mesele takvimmiş gibi. Oysa bu soru, göründüğünden daha temel bir şeyi soruyor: burada aslında ne yapıyoruz.
Çünkü sıklık, yapılan işin türüne göre değişir. Bir şeyi öğretiyorsanız sıklık öğrenme hızına bağlıdır. Bir tekniği uyguluyorsanız uygulama takvimine. Ama psikanalitik yönelimli bir çalışmada olan şey bunların hiçbiri değil ve sıklık burada başka bir işi görüyor.
Sıklık bir doz değil
Haftada bir görüşmenin iki haftada birden iki kat etkili olduğunu söyleyemem. Böyle bir hesap yok. Sıklık bir miktar meselesi değil, bir süreklilik meselesi.
Bu çalışmada söylenen şeyler birbirine bağlanarak ilerler. Bir görüşmede söylenen bir cümle, üç görüşme sonra başka bir cümleyle karşılaştığında anlam kazanır. Kişi kendi anlattıklarının içinde bir örüntü fark etmeye başlar; hep aynı yerde durakladığını, hep aynı türden insanlarla aynı şeyi yaşadığını, bir konu açıldığında hep konuyu değiştirdiğini görür. Bu görme, tek bir görüşmede olmaz. Araya çok zaman girdiğinde de olmaz, çünkü bağlantı kurulacak malzeme soğur.
Aradaki hafta boş geçmiyor
Çalışmanın yalnızca odada yapıldığını sanmak yaygın bir yanılgı. Deneyimim tersini gösteriyor: asıl iş çoğu zaman aralarda oluyor.
Bir görüşmede söylenen bir şey kişinin aklında kalır. Ertesi gün işe giderken geri döner. Bir tartışmanın ortasında hatırlanır. Bir rüyada başka biçimde çıkar. Kişi haftanın ortasında kendini yakalar: yine aynı şeyi yaptığını fark eder. İşte o an, görüşmede kurulan bağlantının kişinin hayatına yerleştiği andır.
Bir hafta bunun için iyi bir aralık. Söylenenin taşınmasına yetecek kadar uzun, unutulmasına yetecek kadar uzun değil.
Araya çok zaman girdiğinde ne değişir
Seyrek görüşmelerde tekrar eden bir şey var. Görüşmenin ilk yarısı, geçen sürede olanların aktarılmasıyla geçer. Kişi haber verir: şu oldu, bu oldu, şununla görüştüm. Bunlar önemsiz değil; ama görüşme, olanların anlatıldığı bir yer haline gelir.
Fark şurada: olanları anlatmak ile üzerinde çalışmak aynı şey değil. Anlatmak rahatlatır ve kendi başına değerlidir; insanın dinlenildiği bir yerin olması azımsanacak bir şey değildir. Ama anlatı bir noktadan sonra kendi kalıbını kurar. Kişi kendi hikâyesini her seferinde aynı biçimde anlatmaya başlar. O kalıbın kırılabilmesi için sürekliliğe ihtiyaç var.
Bir de şu var: zor bir şeye yaklaşıldığında araya uzun bir zaman girmesi, o zorluğun kapanmasına imkân verir. Bir görüşmede kişi ilk kez bir şeye değinir, sesi değişir, konuyu kapatır. Ertesi hafta o yere dönmek mümkündür. Üç hafta sonra çoğu zaman değildir; kapı kapanmıştır ve yeniden açılması gerekir.
Bunu söyleyenin çıkarı var
Bu noktada dürüst olmam gerekiyor. Daha sık görüşmeyi öneren kişi, bundan maddi olarak yararlanan kişiyle aynı. Bunu görmezden gelirsem yazdığım her şey şüpheli hale gelir.
Söyleyebileceğim şu: sıklık önerisi bir satış değil, bir çerçeve önerisidir ve tartışılabilir. Bir kişi bana bütçesinin haftalık görüşmeye elvermediğini söylediğinde bunu bir direnç işareti saymam; bir gerçek olarak alırım ve çalışmayı ona göre kurarız. İki haftada bir yapılan bir çalışma hiç yapılmayan bir çalışmadan iyidir. Yalnızca farklı bir şey olur ve ne olduğunu baştan bilmek iyidir.
Beni asıl rahatsız eden, sıklığın hiç konuşulmadan varsayılması. Kişi neye girdiğini bilmeli.
Düzenin kendisi bir şey yapıyor
Sabit bir gün ve saat, ilk bakışta yalnızca pratik bir düzenleme gibi görünür. Bence değil.
Hayatın çoğu ilişkisi koşullara göre kurulur; müsait olduğumuzda görüşürüz, canımız istediğinde ararız. Sabit bir zamanın olması bunu bozar. Kişi, kendini iyi hissettiği hafta da gelir, hiçbir şey söyleyecek durumda olmadığı hafta da. İkincisi özellikle önemlidir, çünkü söyleyecek bir şey bulamamak da bir şey söyler.
Bir de şu var: düzenli bir yer, kişinin bir şeyi taşımak zorunda kalmadığı tek yer olabiliyor. Ne zaman anlatacağını hesaplamak, karşısındakinin müsait olup olmadığını kollamak, çok mu yüklendim diye düşünmek gerekmez. Yer zaten ayrılmıştır. Bunun kendisi, konuşulan içerikten bağımsız olarak bir şey yapıyor.
Herkes için aynı mı
Hayır. Sıklık, yapılan işin türüne ve kişinin durumuna göre değişir.
Belirli ve sınırlı bir konu için gelinen bazı çalışmalar daha seyrek yürüyebilir. Kriz dönemlerinde geçici olarak sıklaşabilir. Uzun süredir devam eden ve bir yere oturmuş bir çalışmada aralık açılabilir. Klasik psikanaliz ise haftada birden fazla görüşmeyle yürür; bu, farklı bir çerçevedir ve farklı bir şey hedefler.
Haftalık ritmin bu kadar yaygın olmasının nedeni, sanırım, iki şeyi aynı anda karşılaması. Sürekliliği koruyacak kadar sık, hayatın içine sığacak kadar seyrek. Bir kural olduğu için değil; işe yaradığı için bu kadar yaygın.
Sonuçta bu, ilk görüşmede konuşulacak bir şey. Neye ihtiyacınız olduğunu baştan bilmeniz gerekmez; birlikte bakmak da mümkün.
