Tetkikleri Normal Çıkan Ağrı

Aylardır süren bir ağrı için doktora gidilir, tetkikler yapılır ve sonuç normal çıkar. Doktor bunu iyi bir haber olarak verir; ciddi bir şey yok, der. Ama karşısındaki kişi rahatlamaz. Çünkü ağrı hâlâ oradadır ve şimdi ona bir de adsızlık eklenmiştir.

Bu noktada sık söylenen bir cümle vardır: muhtemelen psikolojiktir. Cümle iyi niyetle kurulur, ama çoğu kişi onu şöyle duyar: uyduruyorsun. Bir şeyin psikolojik olması, gerçek olmaması anlamına gelirmiş gibi. Oysa bu ikisinin birbiriyle ilgisi yok. Ağrı ağrıdır; nereden geldiğinden bağımsız olarak duyulur, uykuyu böler, işe gitmeyi zorlaştırır.

Önce tıbbi tarafı

Bunu başa koymak istiyorum, çünkü bu yazının bir kişiyi doktordan uzaklaştırmasını istemem.

Açıklanamayan bir ağrının ruhsal bir yanı olduğunu düşünmek, tıbbi takibi bırakmak anlamına gelmez. Bazı hastalıklar erken evrede tetkiklere yansımaz; bazıları yıllar sonra tanınır. Bir ağrı sürüyorsa, biçim değiştiriyorsa, yeni belirtiler ekleniyorsa ya da kilo kaybı, ateş, gece terlemesi gibi şeyler eşlik ediyorsa, bu ruhsal bir çerçeveyle geçiştirilecek bir durum değildir. Hekim takibi sürer.

Psikosomatik çerçeve, tıbbi araştırmanın yerine geçmez; onun yanında durur. En sağlıklısı, ikisinin birbirini dışlamadığını baştan kabul etmektir. Bir kişinin hem gerçek bir bedensel sıkıntısı hem de o sıkıntıyla ilişkili ruhsal bir meselesi olabilir.

Bedenin dili diye bir şey var mı

Beden konuşur diye bir söz dolaşıyor. Sevdiğim bir söz değil, çünkü fazla düzgün. Sanki bedenin bir alfabesi varmış, mide şunu, sırt bunu, baş ağrısı şunu söylüyormuş gibi. Böyle bir sözlük yok. Olsaydı iş kolay olurdu; ağrının yerine bakar, karşılığını okurduk.

Söylenebilecek olan daha az gösterişli ve daha kullanışlı: bir insanın söze dökemediği bir şey varsa, bu şey ortadan kaybolmaz. Bir yere gitmesi gerekir. Bazen davranışa gider, bazen tekrarlanan ilişkilere, bazen de bedene. Bedene gittiğinde, oradaki hali bir mesaj değildir; daha çok, mesaj olamamış bir şeyin kalıntısıdır.

Bu ayrım önemli. Mesaj olsaydı çözülürdü. Çözülemediği için oradadır.

Neden söz yerine beden

Bunun tek bir cevabı yok, ama klinikte tekrar eden birkaç durum var.

Kimi insanın hayatında, bazı şeylerin söylenmesi baştan imkânsızdır. Yakınmanın ayıp sayıldığı, öfkenin yasak olduğu, üzüntünün zayıflık olarak okunduğu bir çevrede büyümüş biri, kendi sıkıntısını dile getirecek bir dil edinememiş olabilir. Böyle biri sıkıntısını hissetmiyor değildir; onu adlandıracak sözcüğü yoktur. Sözcük yoksa duygu yerinde durmaz, bedene yerleşir.

İkinci bir durum daha var ve daha az fark edilir: bedensel bir şikâyet, bazen kişinin isteyebileceği tek şeyi istemesini mümkün kılar. Yorgun olduğunu söyleyemeyen biri, sırtı ağrıdığı için dinlenebilir. Hayır diyemeyen biri, migreni tuttuğu için gitmeyebilir. Sevgi isteyemeyen biri, hastalandığında ilgi görür. Bunları söylerken kimsenin numara yaptığını ima etmiyorum; tam tersine, bu düzeneğin işlemesi için kişinin ondan habersiz olması gerekir. Bilinerek yapılan şey işe yaramaz.

Ağrının bir işi olabilir

Bir belirtiyi yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir arıza olarak görürsek, çoğu zaman şaşırırız: belirti geçer, yerine başkası gelir. Sırt ağrısı düzelir, mide başlar. Mide düzelir, uykusuzluk başlar.

Bu, belirtinin bir yer tuttuğunu düşündürür. Kişinin hayatında bir işi vardır ve o iş görülmeye devam ettiği sürece, belirtinin kendisi değişebilir ama yeri boş kalmaz. Bu yüzden çalışırken şunu sormayı yararlı buluyorum: bu ağrı olmasaydı ne olurdu. Cevap çoğu zaman ilk anda gelmez. Ama geldiğinde şaşırtıcıdır.

Bir kişi, ağrısı geçtiğinde reddedemeyeceği bir sorumluluğun geleceğini fark eder. Bir başkası, hasta olmadığı zaman kimsenin ona dokunmadığını görür. Bir üçüncüsü, ağrının kendisine hâlâ birinin oğlu olduğunu hatırlattığını söyler. Bunların hiçbiri baştan bilinemez; ancak konuşulurken çıkar.

Stres demekle bir şey söylenmiş olmuyor

Açıklanamayan bedensel şikâyetler için en sık verilen cevap strestir. Bu cevabın rahatlatıcı bir yanı var: neden bulunmuş sayılır ve konu kapanır.

Ama stres bir açıklama değil, bir başlıktır. Herkesin hayatında stres var; hepimiz aynı ağrıları yaşamıyoruz. Asıl soru şudur: bu kişinin hayatındaki hangi gerilim, neden şimdi, neden bu biçimde ortaya çıktı. Stres demek bu soruyu sormayı gereksiz kılar. Çoğu zaman da tam bunun için söylenir.

Konuşulduğunda ne oluyor

Bu tür bir şikâyetle gelen biriyle çalışırken ağrıyı hedef almam. Ağrıyı yok etmeye çalışmak, onu yeniden bir savaş konusu yapar ve kişi zaten uzun zamandır o savaşı veriyordur.

Bunun yerine ağrının hayat içindeki yerini konuşuruz. Ne zaman başladı; o dönemde ne oluyordu; hangi günler artıyor, hangi günler unutuluyor; kimin yanında şiddetleniyor. Bu sorular ağrıyı bir organdan çıkarıp bir hayatın içine yerleştirir. Yerleştiği anda, konuşulabilir bir şey haline gelir.

Ağrının her zaman geçtiğini söyleyemem. Bazen geçer, bazen azalır, bazen olduğu gibi kalır ama taşıyanı değişir. Kişi artık anlaşılmayan bir şeyle değil, bildiği bir şeyle yaşıyordur. Bu küçük bir fark gibi görünür; klinikte gördüğüm kadarıyla değildir.

Similar Posts

  • Sabah Kaygısı ve Uyanma Anı

    HakkimdaPsk. Adem ÖztürkBursa Nilüfer · Bireysel psikoterapiOndokuz Mayis Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Varoluşçu psikanalitik psikoterapi alaninda uzmanlaşma eğitimleri aldim; klinik deneyimimi çeşitli kurumlarda ve özel pratiğimde sürdürüyorum.Hakkimda →E-postaInstagramYouTubeSabah kaygısının kendine özgü bir yanı var: henüz hiçbir şey olmamıştır. Gün başlamamış, kimseyle konuşulmamış, kötü bir haber alınmamıştır. Kişi gözünü açar ve göğsünde bir ağırlıkla karşılaşır. Ortada…

  • Seans Sıklığı Bir Doz Değildir

    HakkimdaPsk. Adem ÖztürkBursa Nilüfer · Bireysel psikoterapiOndokuz Mayis Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Varoluşçu psikanalitik psikoterapi alaninda uzmanlaşma eğitimleri aldim; klinik deneyimimi çeşitli kurumlarda ve özel pratiğimde sürdürüyorum.Hakkimda →E-postaInstagramYouTubeGörüşme sıklığı sorusu bana çoğunlukla bir program sorusu gibi geliyor: haftada bir mi, iki haftada bir mi, ayda bir olur mu. Sanki mesele takvimmiş gibi. Oysa bu soru,…

  • Anlamak ile Değişmek Arasındaki Mesafe

    HakkimdaPsk. Adem ÖztürkBursa Nilüfer · Bireysel psikoterapiOndokuz Mayis Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Varoluşçu psikanalitik psikoterapi alaninda uzmanlaşma eğitimleri aldim; klinik deneyimimi çeşitli kurumlarda ve özel pratiğimde sürdürüyorum.Hakkimda →E-postaInstagramYouTubeTerapiye başlayan pek çok kişi, ne kadar süreceğini bilmek istiyor. Bu soruyu sabırsızlık olarak okumak kolay, ama bence yanlış. Soru gayet makul: kişi acı çekiyor ve acının ne…

  • Yasta Suçluluğun Koruduğu Şey

    HakkimdaPsk. Adem ÖztürkBursa Nilüfer · Bireysel psikoterapiOndokuz Mayis Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Varoluşçu psikanalitik psikoterapi alaninda uzmanlaşma eğitimleri aldim; klinik deneyimimi çeşitli kurumlarda ve özel pratiğimde sürdürüyorum.Hakkimda →E-postaInstagramYouTubeBir yakınını kaybeden hemen herkes, bir noktada suçluluk duyuyor. Bunu söyleyen kişi genellikle utanarak söylüyor, sanki kendine ait bir kusuru itiraf ediyormuş gibi. Oysa bu duygunun bu kadar…

  • Kalabalıktan Sonra Ne Oluyor

    HakkimdaPsk. Adem ÖztürkBursa Nilüfer · Bireysel psikoterapiOndokuz Mayis Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Varoluşçu psikanalitik psikoterapi alaninda uzmanlaşma eğitimleri aldim; klinik deneyimimi çeşitli kurumlarda ve özel pratiğimde sürdürüyorum.Hakkimda →E-postaInstagramYouTubeBu soruyu soran kişi çoğu zaman bir cevabı ötekine yeğliyor. İçedönüklük çıkarsa rahatlayacak, çünkü o bir huy; öyleyim, olur biter. Sosyal kaygı çıkarsa bir sorun var demektir ve…