Anlamak ile Değişmek Arasındaki Mesafe

Görüşmelere başlayan pek çok kişi, ne kadar süreceğini bilmek istiyor. Bu soruyu sabırsızlık olarak okumak kolay, ama bence yanlış. Soru gayet makul: kişi acı çekiyor ve acının ne zaman biteceğini bilmek istiyor. Bunu sormayan biri olsa daha çok şaşırırdım.

Yine de bu beklentinin karşılanamadığı durumlar var ve karşılanamadığında ortaya çıkan hayal kırıklığı çoğu zaman çalışmanın kendisinden daha fazla zarar veriyor. Kişi ilerlemediğini düşünerek bırakıyor; bazen de bırakmadan önce kendini suçluyor.

Beklentinin kaynakları

Bu beklenti kişisel bir kusur değil; kurulmuş bir beklenti.

Sağlıkla ilgili öğrendiğimiz her şey bir modele göre işliyor: bir şikâyet vardır, bir tanı konur, bir tedavi uygulanır, şikâyet geçer. Bu model pek çok yerde çalışıyor ve çalıştığı için de doğal görünüyor. İnsan aynı modeli ruhsal sıkıntıya taşıdığında, görüşmelerden de aynısını bekliyor. Şikâyetimi söyleyeyim, siz tanıyı koyun, gereğini yapalım.

İkinci kaynak daha yeni: hızlı dönüşüm vaadi eden bir piyasa var. Sekiz seansta özgüven, üç ayda ilişki düzeni, bir hafta sonu kampıyla travmadan kurtulma. Bu vaatler yalnızca abartı değil; beklentinin ölçüsünü de bozuyorlar. Yanlarında, normal hızda ilerleyen bir çalışma yavaş görünmeye başlıyor.

Kısa süren çalışmalar da var

Bunu söylemezsem dürüst olmam. Her mesele uzun sürmez.

Belirli ve sınırlı bir sıkıntı, örneğin tek bir durumla ilgili bir korku ya da yakın zamanda yaşanmış bir olayın etkisi, uzun bir çalışma gerektirmeden yer değiştirebilir. Bir kararsızlık, konuşulacak yer bulduğunda kısa sürede netleşebilir. Bazı yaklaşımlar zaten kısa ve yapılandırılmış çalışır; kimi yakınmalarda doğru seçim bu olabilir.

Bunları küçümsemiyorum. Bir insanın acısı azalıyorsa, hangi yoldan azaldığı benim tercihimden önemlidir.

Ayrım şurada: bir belirtiyi hafifletmek ile o belirtinin çıktığı zemini değiştirmek aynı iş değil. Birincisi çoğu zaman daha hızlıdır. İkincisi için gereken süre, psikoloğun usulünden değil, o zeminin ne kadar eski olduğundan geliyor.

Bilmek yetmiyor

Kişinin uzun süredir tekrarladığı bir örüntü, bir bilgi eksikliği değil. Bilmediği için yapmıyor. Örüntü bir yanıyla bir işe yarıyor; bir yanıyla da kişinin isteğini aşan bir ısrarla geri geliyor.

Hep aynı türden ilişkiyi kuran biri, bunu fark ettiğinde şaşırır ve genellikle şöyle der: artık biliyorum, bir daha yapmam. Sonra yine yapar. Bunun nedeni iradesizlik değil. O örüntü bir şeyi karşılıyor; bir korkuyu uzak tutuyor, bir soruyu sormasını engelliyor, ona bir yer sağlıyor. Karşıladığı şey görünmeden bırakılamaz.

Bu yüzden anlamak ile değişmek arasında bir mesafe var. Kişi meselesini birinci ayda anlayabilir; anladığı şeyin hayatında yer değiştirmesi başka bir zaman ister. Bu mesafe sürecin gecikmesi değil, psikanalitik çalışmada işin kendisidir.

Direnç açıklaması kötüye kullanılabilir

Burada bir şeyi açıkça söylemem gerekiyor, çünkü kendi alanımın kötü bir alışkanlığı.

Bir çalışma ilerlemediğinde, bunu kişinin direnciyle açıklamak kolaydır. Henüz hazır değil, savunmaları güçlü, sürece yeterince açılmıyor. Bu açıklamanın rahatlığı şurada: psikoloğu tümüyle sorumluluk dışında bırakır. Ne söylenirse söylensin doğrulanır; kişi itiraz ederse bu da direncin kanıtı sayılır.

Oysa bir çalışmanın ilerlememesinin başka nedenleri olabilir. Yanlış eşleşme olabilir; her psikolog her kişiyle çalışamaz. Yöntem uygun olmayabilir. Psikolog bir şeyi kaçırıyor olabilir. Kişinin ihtiyacı başka bir şey olabilir, bazen tıbbi bir değerlendirme gerekebilir.

Uzun süredir hiçbir şeyin değişmediğini söyleyen bir kişinin bunu sorması yerindedir ve bu soruya “direnç” diye cevap veren birinden ikinci bir görüş almak gerekir.

Uzun sürmesini savunanın çıkarı var

Bunu seans sıklığı üzerine yazarken de söylemiştim ve burada da geçerli: uzun bir çalışmayı savunan kişi, o çalışmadan geçinen kişiyle aynı.

Bu, söylediklerimi otomatik olarak geçersiz kılmaz; ama okurken akılda tutulmalı. Kendi adıma koyduğum ölçü şu: bir çalışmanın nereye gittiğini kişiye söyleyebilmeliyim. Neyin üzerinde çalıştığımızı, neden zaman aldığını, hangi işaretlerin ilerleme sayılacağını konuşabiliyorsak, süre kendiliğinden anlaşılır hale gelir. Bunlar konuşulamıyorsa, süre uzadıkça soru büyür ve büyümesi gerekir.

İlerlemenin işaretleri

İlerleme çoğu zaman belirtinin kaybolmasıyla ölçülmüyor. Daha erken görünen başka işaretler var.

Kişi kendi hikâyesini anlatırken kullandığı cümleleri değiştirmeye başlar. Daha önce hiç sormadığı bir soruyu sorar. Kendi sözünde o güne kadar duymadığı bir şeyi duyar. Aynı olay karşısında verdiği tepkinin şiddeti azalır. Kendisi hakkında konuşurken daha az savunmaya geçer.

Bunların hiçbiri çarpıcı değil ve dışarıdan görünmez. Ama bir çalışmanın yürüdüğünü bunlar gösterir; belirtinin bir hafta boyunca ortaya çıkmamış olması değil.

Bir de şunu söylemek isterim: bu çalışma bitmesi gereken bir şeydir. Süresiz sürmesi amaç değildir. Ne zaman biteceğini baştan söyleyemem, ama bittiğinin nasıl anlaşılacağı konuşulabilir bir konudur ve çalışmanın çerçevesiyle birlikte baştan konuşulmalıdır.

Benzer Gönderiler